Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’in anısına gerçekleştirilen etkinlikte AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma
Değerli Yurttaşlar,
Değerli Dostlar,
Yoldaşlarımız Derviş Ali Kavazoğlu ve Kostas Mişaulis’i saygı ve coşkuyla anmak için bu yıl da burada, Dali’deyiz. Kıbrıs’ımızın bu iki gerçek evladı mücadeleleri ve fedakarlıklarıyla ortak vatanımız için mücadelenin yolunu aydınlattılar.
Farklı toplumlardan ama ortak bir vizyona sahip iki yurttaşımız. Nefrete, fanatizme ve taksime karşı durma cesaretini gösteren iki insan. Onlar fanatizmin ve hoşgörüsüzlüğün egemen olduğu bir dönemde solcu bilinçlerinin sesini yükselttiler.
Onların fedakarlıkları tarihte sadece trajik bir andan ibaret değildi. Milliyetçiliğe, ayrımcılığa ve şiddete karşı bilinçli bir yaşam duruşuydu. Başkalarının iki toplum arasında duvarlar ördüğü bir dönemde, onlar köprüler kuruyordu.
Onların katledilmeleri tesadüfi bir olay değildi. Aşırı sağcı milliyetçilerin umudu susturma girişimiydi. Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin barış içinde birlikte yaşama ve iş birliği örneklerini yok etmeyi hedefliyordu. Korkunun direnişi bastırması için yapılan bir teşebbüstü. Dayanışmanın yerine nefretin, birliğin yerine ayrılığın hâkim olması için yapılan bir saldırıydı.
Ama başarısız oldular!
Başarısız oldular, çünkü kahramanlarımızla aynı vizyonu, ortak vatan vizyonunu paylaşan binlerce yurttaşımız Kavazoğlu ve Mişaulis’in arkasından yürümeye devam ediyor.
Kavazoğlu ve Mişaulis’in mücadelelerinin ve fedakarlıklarının unutulmasına izin vermedik. Bilakis onları bir sembol haline getirdik. Yeniden birleşme, kalıcı barış ve iki toplumlu Kıbrıs devleti çerçevesinde Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında iş birliği mücadelesinin yolunu aydınlatan bir fener haline getirdik.
Kavazoğlu ve Mişaulis AKEL’in ve Sol’un ideallerine sarsılmaz bir bağlılıkla sadık kalarak, Kıbrıs’ın kendi insanlarına; Kıbrıslırumlara, Kıbrıslıtürklere, Maronitlere, Ermenilere ve Latinlere yani kendi halkına ait olduğunu öğrettiler.
Gerçek yurtseverliğin milliyetçilik ve hoşgörüsüzlük değil; barış, adalet ve Kıbrıs’ın iki toplumunun birlikte yaşaması için verilen mücadele olduğunu öğrettiler.
Bugün, Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmaya ve yeniden birleşme perspektifinin sınanmaya devam ettiği bir dönemde, kendimize dürüstçe şu soruyu sormalıyız: Çözüm vizyonuyla ilgili olarak hangi noktadayız?
Kıbrıs sorununun çözüm süreci süregiden bir çıkmazda olmaya devam ediyor. En uzun çıkmazlardan biri yaşanıyor. Ne yazık ki müzakerelerin yeniden başlamasına dair bir perspektif de görünmüyor. Güven artırıcı önlemlere odaklanma taktiğinin de başarısız olduğu açıkça ortadadır. Bu taktik perspektif yaratmak yerine engel haline gelmiştir. Artık doğrudan Kıbrıs sorununun özüne odaklanmaya çalışmanın zamanı gelmiştir; elbette önceki yıllarda büyük emekle oluşturulan müzakere müktesebatını koruyarak.
Süregiden çıkmaz Türkiye’nin işgalini her geçen gün daha da kalıcı hale getirmektedir. Adadaki bölünmenin geçici bir anormallik olarak ele alınacağı yerde kalıcı bir gerçekliğe dönüşmesi tehlikesi söz konusudur.
Aynı zamanda Türkiye, üzerinde anlaşmaya varılmış olan siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon zeminini baltalayarak, iki devletli çözümde ısrar etmektedir. Bu durum karşısında, müzakerelerin yeniden başlaması için tarafımızın belirsizliklerden ve abartılı söylemlerden uzak durarak; net mesajlar ve somut inisiyatiflerle kararlı, tutarlı ve aktif bir strateji izlemesi gerekmektedir. Öncelikli olan, Milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde belirli kesimlere hoş görünmek değil, çözümdür.
Kıbrıslırumlar ile Kıbrıslıtürkler arasında güven inşa etmek yerine kuşku ve güvensizlik yaratan, milliyetçiliğe ve ayrılığa yatırım yapan seslerin arttığını kaygıyla görüyoruz.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Kıbrıs’ın bölgeye yönelik daha geniş jeopolitik planlara dahil edilmesi ve bloklar mantığının benimsenmesi halkımız açısından sadece mevcut tehlikeleri sürdürmekle kalmıyor, aynı zamanda yeni tehlikelere de yol açıyor. Biz Kıbrıs’ımızı emperyalist müdahaleler için “batmayan bir uçak gemisi” olarak değil; barış ve iş birliği köprüsü olarak tasavvur ediyoruz.
Bu gerçeklik karşısında, Kavazoğlu ve Mişaulis’in mücadelelerinin ve fedakarlıklarının mesajı her zamankinden daha acil ve önemli hale gelmektedir.
Bu mesaj bizi:
- Taksimi reddetmeye,
- ülkemizi ve halkımızı yeniden birleştirecek çözümde ısrar etmeye,
- iki toplum arasındaki iş birliğini güçlendirmeye,
- nereden gelirse gelsin, milliyetçiliğe karşı durmaya,
- kendini büyük görenlerin küçük hesapları ve boş büyük laflarıyla yaratmaya çalıştığı yanılsamalara kapılmamaya çağırmaktadır.
Kahramanlarımıza gerçek saygı lafla değil, eylemlerle gösterilir. Gerçek saygı onların mücadelesini sürdürmektir. Başkaları bu mücadeleyi terk etse bile yeniden birleşme perspektifini korumaktır.
Kavazoğlu ve Mişaulis bölünmeyle uzlaşmadılar. Dönemlerinin hâkim akımına karşı direnmekten korkmadılar.
Sormamız gerek soru şu: Biz bugün bunu yapacak mıyız?
Cevabımız kararlı ve nettir: Bölünmeyle asla uzlaşmayacağız. Kahramanlarımızın uğrunda canlarını dahi feda ederek hayata geçirdikleri çözüm ve yeniden birleşme politikasına hizmet etmeye devam edeceğiz. Bu politika her şeyden önce ülkemize ve halkımıza karşı sorumluluğumuz olduğu gerçekliğine dayanmaktadır.
İşte tam da bu noktada Kavazoğlu ve Mişaulis’in bize bıraktıkları mirasın başka, daha derin bir boyutu ortaya çıkmaktadır.
Siyaset günlük işleri yönetmek ya da halkla ilişkiler değildir. Geçici siyasi menfaatler için dengeler kurmak ya da daimî hedefleri terk ederek konjonktüre göre fırsatçı uyumlar sağlamak da değildir.
Siyaset sorumluluktur.
- Ülkeye karşı sorumluluktur.
- Halka karşı sorumluluktur.
- Tarihe ve gelecek nesillere karşı sorumluluktur.
Bölünmüş, işgal altında olan ve geniş bir ateşkes hattının olduğu bir ülkede, ayrıca karşı karşıya olduğumuz diğer büyük sorunlar ve zorluklar karşısında, siyasetin bir pusulası ve yönü olmalıdır. Gelişmelerin peşine takılmamalı, şekillendirmelidir. Durgunluğa hapsolmamalı, yeni yollar açmalıdır.
- Ortak iyi için bedel ödemeye hazır olmalıdır.
- Zor olsa bile doğruları söylemelidir.
- Popüler olmasa bile ilkelere bağlı kalmalıdır.
- Sorunların çözümü için somut öneriler sunmalıdır.
İşte siyasete anlam kazandıran tam da bunlardır.
Yüz yıllık tarihi boyunca AKEL bunu yapmaktadır. Ülkeye sunduğu büyük katkının önemli unsuru budur. AKEL, bir avuç ayrıcalıklı kesimin büyük çıkarları için değil; her zaman toplum adına için çalıştığı için istikrar ve ilerleme faktörüdür.
Bugün, özün gösterişin gölgesinde kaldığı bir dönemde:
- imaj yaratmayı değil, insana hizmet etmeyi hedefleyen,
- sadece çıkmazları idare etmek yerine geleceği inşa eden,
- sorunların çözümüne ciddiyetle odaklanan,
- bölmek yerine birleştiren bir siyasete her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Biz her zaman için insanları birleştiririz, bölmeyiz. Grivas’ın maskeli faşistleri partimizin üyelerine ve destekçilerine saldırdığında ve onları öldürdüğünde bile, biz halkımızın iyiliği için bu tahriklere kapılmadık, her zaman bu provokasyonları savuşturduk. Partimizin bu tarihsel tutumu bir zaaf değildir. Aksine bir güçtür. Bu gücü halktan alıyoruz. Bu gücü Kıbrıs’ımızın, halkımızın, emekçilerin ve sıradan insanların iyiliği için eyleme dönüştürüyoruz.
Biz, Kavazoğlu ve Mişaulis’in mücadelelerine ve fedakarlıklarına layık olmaya devam ediyoruz ve sorumluluk kavramını siyasi eylemimizin merkezinde tutuyoruz.
Çünkü vatanımız için farklı bir geleceği ancak bu şekilde umut edebiliriz.
İki kahramanımızın anısını onurlandırarak, «yeniden birleşme» kavramına içerik kazandırmaya devam etmeliyiz. Kıbrıs sorununun çözümünü bir slogandan somut siyasi eyleme dönüştürmeliyiz.
Böyle yaptık ve yapmaya devam edeceğiz, çünkü bizim için Kıbrıs ve halkımız her şeyin üstündedir.
Bu, kahramanlarımızın mücadeleleri ve fedakârlıkları karşısında boynumuzun borcudur; tarih karşısındaki görevimizdir. Kararlı mücadelelerimizle bu hedefe ulaşmayı başaracağız! Bu sınavı çetin mücadelelerimizle kazanacağız!
Yaşasın Kıbrıs’ımız!
Yaşasın halkımız!
Kahramanlarımızın anısı ölümsüzdür!