Home  |  22. Kongre (2015)

Kongre Siyasi Kararı’ndan bölümler

AKEL’in 22. Kongresi’nin Kıbrıs sorunu hakkındaki bildirgesi

Komünist, işçi ve ilerici partilerin Kıbrıs halkıyla dayanışma mesajı

  1. Kongre (4-7 Haziran 2015)

 

AKEL Merkez Komitesi’nin 22. Kongre’ye yönelik tezlerinden bölümler

 

  • Daha iyi bir gelecek için perspektifleri mücadelelerle yaratıyoruz
  • Vizyonumuz ve ideolojimiz
  • Partinin uluslararası ilerici harekete katılımı – Uluslararası ilişkileri
  • AKEL’in topluma önerisi
  • Uluslararası durum
  • Akdeniz ve Orta Doğu bölgesi
  • Avrupa Birliği
  • Enerji ve rekabetler
  • Türkiye’deki durum
  • Κıbrıs sorunu
  • Kıbrıstürk toplumu ve yeniden yakınlaşma
  • Küresel ekonomik kriz
  • Kıbrıs ve Memorandum
  • Memorandumdan ve Memorandum politikalarından çıkış
  • Kıbrıs ekonomisi ve kalkınma perspektifleri
  • Kültür
  • Çevre
  • Güneşin doğması için yapılacak iş çok daha…

 

 

Daha iyi bir gelecek için perspektifleri mücadelelerle yaratıyoruz

 

İnsanlık, tarihinin en zor anlarından birinden geçmektedir.

Sermayenin egemenliğinin ve küresel kâr veriminin korunması için uç kemer çıkma programları, kamusal servetin özelleştirilmesi, sosyal devletin dramatik boyutlarda daraltılması, demokratik kurumların zayıflatılması seferber edilmektedir. Daha öncesinde görülmemiş boyutlarda dünyanın askerileştirilmesine ve uluslararası hukukun bariz bir biçimde ihlal edilmesine devam edilmesine paralele olarak, sistemin krizi gerilimleri ve savaşları yeniden canlandırmaktadır. Dinsel fanatizm, milliyetçilik, faşizm, ırkçılık körüklenmekte, bunlar politikaların ve halkın tepkisinin kontrol edilmesi ve bastırılması için kullanılmaktadır.

Ülkemiz ciddi güçlüklerle karşı karşıya olmaya devam etmektedir.

Kıbrıs sorunu kırk yılı aşkın bir süredir çözülmemiş olmaya devam etmektedir. İşgalci Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü bariz bir şekilde ihlal etmeye devam etmektedir. Adanın kesin taksimi tehlikesi büyük olmaya ve sürekli büyümeye devam etmektedir.

Kıbrıs toplumu ilk kez görülen bir saldırıyla karşı karşıyadır. Halkımızın pek çok sosyal kazanımları saldırıya maruz kalmaktadır. Düşük ve orta gelirli katmanlar, küçük ve orta boyutlu işletmeler saldırıya maruz kalmaktadır. On yıllarca süren mücadeleler ve fedakârlıklarla kazanılan çalışanların ücretleri ve hakları saldırılara maruz kalmaktadır. Bir neslin kaybolması tehlikesinden söz edebileceğimiz derecede gençlerimiz saldırılarla karşı karşıyadırlar. Sosyal devletin makaslanması ve sert kemer sıkma önlemlerinin alınmasıyla, dar gelirli emekliler, işsizler, göçmenler, tek ebeveynli aileler, kamu yardımı alanlar gibi, nüfusun dar gelirli kesimleri saldırıya maruz kalmaktadır.

AKEL politikası ve mücadeleleriyle Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi ve halkımızın daha iyi bir geleceğinin olması için mücadelelerin her zaman en ön safında oldu. Yıllar boyunca Kıbrıs’ta yaşananlarda belirleyici rol oynadı. Bugün, omuzlarımızda daha büyük bir sorumluluk hissetmekteyiz.

  1. Kongremiz bu çerçevede gerçekleştirilmektedir.

AKEL M.K. Plenumu tarafından 24.1.2015’te onaylanan kongreye yönelik “Tezler” önümüzdeki yıllarda faaliyetlerimizi yönlendirecek mümkün olan en iyi kararları kolektif ve sorumlu bir biçimde almamız için Parti Taban Örgütleri’nde (PTÖ) ve kongrede tartışılacaktır.

 

 

 

Vizyonumuz ve ideolojimiz

 

AKEL’in Program Kongresi’nde partinin ideolojik fizyonomisi tartışıldı ve tekrardan tasdik edildi. AKEL’in ideolojik karakterini oluşturan ana öğeler şunlardır:

  • AKEL, çağdaş bir komünist partisi olarak, “bilginin durmayan ilerlemesiyle ve ekoomik ve sosyal gelişimle gelişen” Marksizm-Leninizm’in dünya teorisi tarafından yönlendirilmektedir.
  • Kapitalizm insan toplumunun gelişiminde nihai aşama değildir. Kapitalizm servetin iki temel kaynağı olan insanı ve çevreyi feda ederek evrimleşmektedir. Günümüzde servetin iki kaynağının sömürüsü o kadar yoğunlaşmıştır ki, insanlık kültürü tehlikededir. Sürekli ekonomik ve sosyal krizler, büyük eşitsizlikler, yoksulluk, açlık, sömürü ve insanların yabancılaşması, savaşlar ve çevre felaketleri kapitalist sistemin kendisinin krizinin tezahürleridir ve o bunları aşamaz. Toplumsal üretim biçimiyle bireysel sahiplenme biçimi arasında, üretici güçlerle üretim ilişkileri arasında sistemin temel çelişkisi keskinleşmektedir.
  • Kapitalizm sürekli olarak krizlere ve yıkımlara yol açan bir sistemdir. Bu trajik ve insanlık dışı durum değişmelidir. Ve kâr mantığının değil, insanın ve toplumun gereksinimlerinin belirleyici faktör olduğu sosyoekonomik bir sistem çerçevesinde değişebilir. AKEL başka bir dünyanın, nitel olarak farklı bir dünyanın, sosyalizm dünyasının mümkün olduğuna sarsılmaz bir biçimde inanmaktadır. AKEL’in vizyonu budur. Çerçevesinde gerçek ve engelsiz özgürlüğün, eşitliğin, adaletin, dayanışmanın, şeffaflığın, liyakatin olacağı demokratik ve insancıl bir sosyalist toplumun inşasıdır. Toplum adına konuları yöneten her tür iktidar biçiminde toplum tarafından demokratik denetim ve plüralizm olacaktır. Bireysel ve kolektif haklara tamamen saygı gösterilecektir.
  • Bu toplumun temelini temel üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti oluşturacaktır. Sadece toplumsal mülkiyet sahiplenmenin toplumsal biçimiyle bağlantılı bir biçimde ekonominin, üretimin ve ticaretin rasyonalizasyonunu mümkün kılabilir. Temel üretim araçlarında toplumsal mülkiyet ve onların bizzat emekçiler tarafından yönetilmesi sömürünün, eşitsizliğin, yoksulluğun, yabancılaşmanın, savaşların, baskının ve ayrımcılıkların yok olması için bir basamak ve güçlü bir temeldir.
  • Kapitalizm koşullarında, AKEL, sosyalist vizyonun yönlendiriciliğinde, daha iyi bir geleceğin objektif ve subjektif önkoşullarının hazırlanmasını engelleyen çelişkilerin keskinliğini azaltmak için mücadele eder. Sosyalizm perspektifi ilerici insanlığın emperyalizme ve tüm dünyada ateşlediği yayılmacı savaşlara karşı barış ve evrensel değerlerden yana ulusal ve uluslararası büyük ve küçük mücadeleleri aracılığıyla inşa edilir. Büyük sermayenin hâkimiyetine ve sömürüsüne karşı büyük ve küçük sınıfsal mücadeleler aracılığıyla inşa edilir. Üretilen servetin daha adil dağılımı için. Çalışanların haklarının ve kazanımlarının korunması ve güçlendirilmesi için. Onurlu yaşam için, yurttaşların eğitime, sağlığa, kültüre, sosyal yardıma erişiminin sağlanması için. Daha fazla özgürlük için, daha fazla demokrasi ve yurttaşların toplumsal gelişmelere katılımı için. Milliyetçiliğe, şovenizme, ırkçılığa, her tür ayrımcılığa, sosyal ve siyasal baskıya karşı mücadelelerle sosyalizm perspektifi daha geliştirilir.
  • AKEL, kol ve kafa emekçisi insana hizmet ederek yaratıldı ve gelişti. AKEL işçi sınıfının ve daha geniş olarak çalışanların sınıfsal, sosyal ve siyasal çıkarlarını tutarlılıkla savunmaktadır. Partimiz, çalışanların çıkarlarına hizmet ederek, çiftçilerin, küçük ve orta katmanların ve daha geniş olarak halkımızın çıkarlarını temsil etmekte ve savunmaktadır. Kuruluşundan itibaren, AKEL, büyük sermayenin değil, toplumun büyük çoğunluğunun çıkarlarına hizmet etmektedir. Sınıfsal çıkarı yurtsever çıkarla uyumlu ve toplum yararına bağlantılı hale getirmektedir ve izlediği politika aracılığıyla başroldeki ulusal güç olarak kendini göstermiştir.
  • ΑΚΕL Kıbrıs’ın özgürlüğü ve demokrasi için sömürgeciliğe, emperyalizme ve faşizme karşı mücadelelerin en ön safında yer almıştır. Bugün Türk işgalinden kurtuluş, ülkemin ve halkımızın yeniden birleşmesi, yurdumuzun bağımsızlığının tamamlanması ve savunulması için bütün gücüyle mücadele etmektedir.
  • Marksist-Leninist ideolojisine sadık olarak, dogmatizmlerden uzak bir biçimde, çıkar gütmeksizin, net tezlerle ve şeffaflıkla, toplumla diyalektik birlik içinde mücadeleci politikalarını biçimlendirmektedir.
  • AKEL, Avrupa’daki diğer ilerici Sol güçlerin de yaptığı gibi, tekellerin değil, halkların Avrupası için mücadele etmektedir. Askerileştirmenin değil, barışın Avrupası için; büyük sermayenin, tekellerin, oligarşinin ve Brüksel’deki teknokratların denetlenmeyen iktidarının değil, egemen halka hesap verilen, demokrasinin Avrupası için mücadele etmektedir.
  • Enternasyonalist ideolojisinde tutarlı ΑΚΕL, barış, ulusal bağımsızlık, demokrasi ve insan hakları için mücadele eden halklarla dayanışma içerisindedir. Çok uluslu şirketlerin küreselleşmesine ve kapitalist sömürüye karşı, toplumsal ilerleme ve sosyalizm için mücadelelerinde dünyanın bütün emekçilerini desteklemektedir. Çalışanları ifade eden siyasal partilerin ve sosyal güçlerin koordinasyonu ve eylem birliği için çalışmaktadır. Emperyalizme, emperyalizmin sürdürdüğü savaşlara ve sözde yeni dünya düzenine karşı mücadelede barış güçleriyle aynı saflarda yer almaktadır.
  • 1990 sonrasında, var olan sosyalizmin dağılmasıyla, ideolojik çalışmalara ilişkin mücadele kaçınılmaz bir biçimde çok zor koşullarda verilmektedir. İdeolojimizi pusula edinerek, yeni verilerin diyalektik bir biçimde analizini yapmamız ve ideolojik mücadele alanında yeni faaliyet biçimlerini belirlememiz gerekmektedir.

 

 

 

 

Partinin uluslararası ilerici harekete katılımı – Uluslararası ilişkileri

 

Enternasyonalist ideolojimiz, mücadele eden halklarla ve hareketlerle somut dayanışmamız, komünist, işçi partileriyle ve uluslararası ilerici hareketle faaliyetlerimizin koordinasyonu gereksinimi. Ulusal sorunumuz için savunma ve aydınlatma ve aynı zamanda başka partilerin dayanışması partimizin uluslararası ilişkilerinin üzerine dayandığı temel eksenlerdir.

Sosyalist devletler topluluğunun dağılmasından sonra, komünist hareketin gerilemesini partilerdeki heterojenlik izledi. Bunun sonucu olarak ideolojik birliğin eksikliği devam etmektedir.

AKEL komünist ve işçi partileri arasında daha büyük işbirliği için, güçlendirilmesi ve daha iyi hale getirilmesi gereken bir kurum olan komünist ve işçi partilerinin uluslararası buluşmalarının desteklenmesi için çalışmaya devam etmektedir. Hedef, AKEL açısından işbirliklerinde temel kriteri teşkil ettiği gibi, farklılıklara saygı temelinde, mümkün olan yerde, ortak faaliyetler ve ortak politikalardır.

Bunlara paralel olarak, ortak hedefler, somut meseleler ve inisiyatifler temelinde daha geniş ilerici, Sol siyasal güçlerle ve hareketlerle işbirliğimizi korumamız ve güçlendirmemiz gerekmektedir.

Ayrıca AKEL, halkımızın işgale karşı verdiği kurtuluş mücadelesine olumlu katkıda bulunma konumunda olan bütün siyasal güçlerle, yetkililerle ve kurumsal organlarla uluslararası ilişkilerini ve inisiyatiflerini geliştirmeye devam edecektir.

AKEL ve Halk Hareketi’nin yönü antiemperyalist hareketin ayrılmaz parçasını teşkil eden Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu’na, Dünya Demokratik Kadın Federasyonu’na, Dünya Sendikalar Federasyonu’na aktif katılımdır. Bu örgütlere katılımımız güçlenmiştir ve sonuç olarak partimiz ve hareketimiz önemli rol oynamaktadırlar.

AKEL’in bölgesel rolü de güçlenmiştir; bölgedeki kardeş partiler partimizi siyasi dayanışma dayanağı ve Avrupa’daki diğer partilerle köprü olarak görmektedirler.

Partimizin ikili ilişkileri çok iyi düzeyde olmaya devam etmektedir. Yeniden birleşme ve özgürlük için mücadele eden Kıbrıs halkıyla ve aynı zamanda partimizin inisiyatifleriyle dayanışma gelişmeye devam etmektedir. Özellikle hain darbe ve Türk istilasının 40. Yıl dönümü vesilesiyle, AKEL’in Kıbrıs sorunu hakkındaki bildirgelerini onlarca parti imzaladı.

AKEL daha geniş ilerici alanın partileriyle ilkeler temelinde mümkün olan en iyi ilişkiler için, Avrupa Parlamentosu’nda Sol’un siyasi grubunu teşkil eden ABS/KYS Konfederal Grubu’nun ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde Birleşik Sol’un desteği için aktif olarak çalışmaktadır.

Emperyalist savaşların ve politikaların yaygınlaştığı, toplumda barbarlığı şiddetlendiren kapitalist kriz koşullarda, uluslararası hareketin sınıfsal ve antiemperyalist temelde birliği her zaman olduğundan daha da fazla gereklidir.

 

 

 

 

AKEL’in topluma önerisi

 

Ülkemiz ciddi güçlüklerle karşı karşıya bulunmaya devam etmektedir. Kıbrıs sorunu kırk yılı aşkın bir süredir çözüme kavuşturulamamıştır ve Sadece Kıbrıs’taki ve işgalci Türkiye’deki gelişmeleri değil, aynı zamanda, her zaman olduğu gibi, uluslararası ve bölgesel gelişmeleri de etkilemektedir.

Mevcut koşullara ve yaşanan gelişmelere, Kıbrıs’ı Avrupa’nın ve dünyanın enerji haritasına dâhil etme yönünde D. Hristofyas hükümetinin önemli başarısının doruk noktasını teşkil ettiği uzun yıllar süren çabalardan sonra Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde hidrokarbon yataklarının bulunması eklenmiştir. Bu yeni veri Kıbrıs sorununu, bölgesel işbirliğini ve jeopolitiği, ekonomi ve çevreyi etkileyen önemli boyutlar içermektedir.

Kıbrıs ekonomisi küresel krizin, bankacılık alanının çöküşünün ve 2013 Mart’ında Troyka tarafından dayatılan şiddetli biçimiyle memorandum “terapi”sinin sonucu olarak daha öncesinde görülmemiş boyutlardaki ve büyüklükteki bir krizi yaşamaya devam etmektedir. Anastasiadis hükümeti memorandumun boyunduruğunu sadece kabul etmekle kalmadı, seçimler öncesinde üstlendiği aksi yöndeki taahhütlere rağmen, bunu ideolojik manifestosu olarak görmektedir.

Memorandumun halk düşmanı kemer sıkma önlemlerinin, mevduatların traşlanmasının, çalışma ilişkilerinin düzensizleştirilmesinin, sosyal devletin sökülmesinin, özelleştirmelerin sonuçlarını emekçiler, işsizler, dar gelirli aileler ve toplumsal gruplar, küçük işletmeler trajik bir biçimde yaşamaktadırlar. Sağlık, eğitim, kültür, çevre, konut ve göçmen politikası, sosyal ve ekonomik faaliyet alanlarının çoğu da bankalar krizinin, memorandumun kemer sıkma politikasının ve yönetenlerin sınıfsal karakteri büyük sermayeden yana olan müdahalelerinin kurbanları haline gelmiştir.

Bu gelişmeler değerlendirilirken, daha öncesinde, Sol’un Dimitris Hristofyas’ın Cumhurbaşkanlığıyla iktidara gelmiş olması da göz ardı edilmemelidir. Bu, partimiz, halkımız ve aynı zamanda daha geniş olarak Avrupa Solu açısından büyük tarihi öneme sahip bir olaydır. 2008’in Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki zafer partimizin ve Halk Hareketi’nin halkımıza ve ülkemize uzun yıllar boyunca sunduğu hizmetlerin tanındığı doruk noktasını teşkil etti.

Hükümet olduğumuz döneme ilişkin detaylı analiz ve değerlendirmeleri zaten yapmış durumdayız. Küresel ekonomik krizin çok zor koşulları içerisinde ve düzenin güçlerinin tam cepheden yoğun saldırıları altına o dönemde hükümet tarafından ortaya koyulan çalışmalar zengin ve çok yönlüdür. Bu çalışmaları kimse silemez ve halkın kazanımlarına saldıran Anastasiadis-DİSİ hükümetiyle bugünkü konjonktürde o dönemdeki hükümetin ortaya koyduğu eserin büyük önemi giderek daha da fazla görülmektedir.

Diğer yandan, hükümet olmamızın olumlu ve olumsuz tecrübesi partimiz tarafından politikanın yaşama geçirilmesi açısından çok yararlı tecrübe ve dersler vermiştir. Partimizin doksan yıllık hizmetleri ve mücadeleleriyle birlikte, bu tecrübe, ülkemizin ekonomik krizden çıkması ve halkımızın haklarının ve kazanımlarının savunulması için, zorlukların üstesinden gelebilmemiz ve mücadelelerimizle ülkemiz ve halkımız için daha iyi bir gelecek perspektifini açabilmemiz için verdiğimiz bugünkü mücadelelerde değerlendirilmektedir.

  1. Kongre’ye yönelik tezlerin bu başlığında tüm bunların ve başka konuların sunumu ve analizi yapılmaktadır. Ele aldığımız her konu hakkında somut gerçekçi öneriler üzerinde yoğunlaşıp, AKEL’in vizyonu ve eleştirel tespitlerimiz özet olarak kaydedilmektedir.

Bütününde, bu başlık ülkemizin ve halkımızın karşı karşıya olduğu büyük güçlüklere Sol’un günümüz gerçekliğinin diyalektik bir biçimde kaydına dayanan yanıtını teşkil etmektedir.

Söz konusu olan, bir sosyalist inşa önerisi değildir objektif olarak, sunduğumuz önerilerin mevcut sosyoekonomik kapitalist sistem içinde nihai-kesin çözümlere götürme olanaklarının net bir biçimde sınırlı olduğu demektir.

Bu başlıkta yer alan bir dizi konu hakkında, zaman, zaman partinin sorumlu organları partinin tespitlerini ve önerilerinin sunulduğu ayrıntılı belgeleri onaylamışlardır. Bu nedenle, bu başlıkta tezlerimizin ve önerilerimizin özü öne çıkarılmaktadır.

 

 

 

 

Uluslararası durum

 

Kongremiz genelleşen kapitalist krizin uluslararası koşulları içerisinde gerçekleşmektedir. Sistemin krizinin sonucu olarak dünyanın güçlü merkezleri arasındaki çelişkiler ve rekabetler derinlemesine yoğunlaşmış, sermaye ve emek arasındaki sınıfsal çelişkiler keskinleşmiştir. Bunlara paralel olarak, ekonomik kriz emperyalizmin uluslararası piramidinde yeniden bazı düzenlemelerin yapılmasına, güçler dengesinde değişikliklere, yeni ittifakların biçimlenmesine ve aynı zamanda yeni savaş ve gerilim odaklarının yeniden alevlenmesine yol açmıştır. Sistemin krizi, neden olduğu yoksulluk, yol açtığı savaşlar ve istikrarsızlık insanlık için sosyalizmin güncelliğini ve gerekliliğini teyit etmektedir.

Gelişmelere dünyanın ve uluslararası ilişkilerin benzeri görülmemiş bir şekilde militarize edilmesi refakat etmektedir, aynı esnada uluslararası hukukun bariz bir biçimde ihlali, çifte standart uygulanmasının hâkim olması daha fazla yerleşmekte, ABD-Britanya ve NATO’nun bazı durumlarda BM’yi yönlendirme ve yerini alma tertipleri yoğunlaşmaktadır.

G7 ülkelerinin küresel gayrisafi hâsıladaki paylarının görece gerilemesi ve başta Çin, Hindistan ve diğer BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Güney Afrika) paylarının yükselmesi ABD-NATO-AB’nin hegemonyalarını korumak için ekonomik, politik ve askeri saldırganlıklarında yeni yoğunluğu tetikleyen ve oluşmakta olan sahneye izlerini vurmaktadır.

NATO’nun doğuya doğru genişlemesi, Amerikan ilhamlı “Yeni Ortadoğu” planı, AB’nin Doğu Avrupa’ya sızışı, Obama tarafından ilan edilen “ABD’nin Güneydoğu Asya ve Pasifik’e doğru yönelişi”, Rusya ve Çin’in jeopolitik olarak kuşatılması planları emperyalist merkezlerin niyetlerini açığa vurmaktadır.

ABD-AB’nin desteği ve Neonazilerin katılımıyla Ukrayna’da Batı yanlısı faşist darbe bu ülkeyi Rusya’yla tarihi ilişkilerinden koparmayı ve kendi yanlarına almayı hedefliyordu.

Latin Amerika’da, Amerikan müdahaleleri çoğu ülkede yoğun direnişlerle karşılaşmaktadır. Brezilya, Uruguay, Bolivya, Venezüella, Ekvator, Şili ve Nikaragua’daki seçim sonuçlarına rağmen -ister darbe aracılığıyla, ister ilerici hükümetleri yıpratma savaşıyla- muhafazakâr bir geriye dönüş tehlikesi var olmaya devam etmektedir. Bu ülkelerin -komünist partileri tarafından da desteklenen- Sol-antiemperyalist hükümetleri kendi halklarının yararına eserler ortaya koymuşlardır ve buna paralel olarak bölgesel işbirlikleri (ALBA, CELAC) Amerikan hegemonyasından kurtuluşa yönelik perspektifleri biçimlendirmektedirler.

Tüm güçlüklere rağmen, sosyalist inşayı savunan Küba, emperyalist saldırganlığa karşı mücadele eden dünya halkları için aydınlatan bir fener ve ilham kaynağı olmaya devam etmektedir. Küba aleyhine Amerikan ambargosu ve AB’nin Ortak Tezi diye adlandırılan pozisyon bu ülkenin ulusal egemenliğini, ekonomisini ve moralini sabote etmeyi hedeflemektedir. AKEL, Devrim adasında bağımsızlık ve sosyalizmi savunma mücadelesinde Küba halkıyla dayanışma içerisindedir.

NATO, savaş makinesinin güçlendirilmesiyle faaliyetlerini daha da geliştirmekte ve genişletmektedir. ABD tüm dünyada askeri üsler ağını daha da genişletmekte ve anti-füze kalkanının oluşturulmasına devam etmektedir. NATO’nun bölgedeki mevcudiyetini kalıcılaştırma hedefiyle, NATO’nun askeri tatbikatları başta Baltık ülkeleri olmak üzere Doğu Avrupa’da yoğunlaşmıştır.

Aynı esnada, ABD/NATO tarafından insansız uçakların (drones) savaş amaçlı kullanımıyla ve AB tarafından ilgili teknolojik programların geliştirilmesiyle savaşların yeni bir türü başlatılmaktadır. Ayrıca uzayın askerileştirilmesi de ABD ve AB’nin stratejik bir tercihini teşkil etmektedir.

NATO’cu nükleer devletler küresel nükleer silahsızlanma perspektifini engellemeye ve aynı zamanda Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı ihlal ederek nükleer silahlara sahip olan İsrail’e arka çıkmaya devam etmektedirler. Nükleer felaket tehlikesi azalmaksızın var olmaya devam etmektedir.

ABD’nin ve Britanya’nın gizli servisleri (NSA ve GCHQ) tarafından kurulan ve AB’nin terör yasalarını, kitlesel fişlemeleri, demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlandırılmasını, Kıbrıs’taki Britanya üslerini de kullanarak, tüm dünyada milyonlarca insanı takip eden yaygın ağ da uluslararası emperyalizmin cephaneliğinde yer almaktadır.

Dinsel fanatizm, milliyetçilik-şovenizm, faşizm, “medeniyetler savaşı” hakkında ideolojik çarpıtmaların körüklenmesi ve liberal kozmopolitizm halktan yana her politikanın ve halkın tepkisinin bastırılması için ve kitlelerin emperyalist arzuları kabullenmelerini veya paylaşmalarını sağlamak için kitleleri yönlendirmede kullanılan araçları teşkil etmektedir.

Faşizm, aşırı gerici, ırkçı örgütler sözde sitem karşıtı söylemleriyle sömürünün ve krizin nedenlerini karanlıkta bırakarak, yükseliştedir. Kendi çıkarlarına uymayan bölgesel ve yerel güç dengelerinin değiştirilmesinde kullanılmaları için, duruma göre dolaylı ya da dolaysız (örneğin Ukrayna’da olduğu gibi) bir biçimde uluslararası düzen tarafından desteklenmektedirler.

Halk kitlelerini ve özellikle genç nesilleri kendilerini örgütleyebilecek ve doğru mücadelelere yöneltebilecek güçten, komünist Sol’dan uzaklaştırmak hedefiyle faşizmin komünizmle eşitlenmesi operasyonu ve antikomünizm de ulusal ve uluslar üstü iktidar merkezlerinin stratejik tercihini teşkil etmektedir. İki aşırı uç teorisi de emperyalizmin ve faşizmin damgasını taşıyan cinayetlerin, halk mücadelelerinin gücüne ilişkin tarihi tecrübelerin ve aynı zamanda uluslararası komünist hareketin katkılarının insanlığın kolektif belleğinden silinmesi için öne sürülen tarihin revize edilmesi akımıyla bağlantılıdır.

AKEL’in tezi, Kosova, Suriye, Irak ve başka yerlerde olduğu gibi emperyalistlerin tek yanlı müdahalelerine karşı BM Tüzük Şartı’na riayet edilmesi, uluslararası hukukun savunulması ve hâkim olmasıdır.

AKEL’in tezi, NATO’nun lağvedilmesi için mücadeledir. Kıbrıs’ın NATO’ya ya da yan kolu “Barış için Ortaklık”a girmesi gerek halkımızı gerekse Kıbrıs sorununun çözüm davasını yeni maceralara sürükleyecektir. Hükümetin Kıbrıs’ı NATO’ya ya da yan kolu “Barış için Ortaklık”a dâhil etme hedefine karşı mücadele ediyoruz.

AKEL, Kıbrıs’ın Britanyalılar tarafından tüm Orta Doğu’ya yönelik askeri saldırı mevzisi ve casusluk üssü olarak kullanılmasına karşıdır. Böylesi bir şey ülkemizin bağımsızlığını sabote eder ve bölgeye yönelik yasa dışı planlara dolaylı bir şekilde ülkemizi karıştırması nedeniyle yurdumuz açısından tehlikeleri güçlendirir.

AKEL’in tezi barış ve istikrar yolunda doğru bir adım olarak Akdeniz’in nükleerlerden arındırılmasıdır.

AKEL, Avrupa’da gerici ve neofaşist güçlerin yükselişine karşı mücadelesini ve halkı aydınlatma çabalarını yoğunlaştıracaktır. AKEL zulüm altındaki komünist partilerle ve örgütlerle dayanışmasını dile getirmektedir, bu tür akımlara karşı çıkmakta ve uluslararası hareketle birlikte tarihi gerçekleri öne çıkarmaktadır. Gerek yerel olarak, gerekse Avrupa’da tarihsel bir gerilemeden kaçınılması için mücadele etmektedir.

 

 

 

 

Akdeniz ve Orta Doğu bölgesi

 

Kıbrıs’ın da içinde bulunduğu bölgede ve daha geniş olarak Doğu Akdeniz’de enerji alanında rekabetler yaşanmaktadır. Eski ve hala açık olan uluslararası sorunlar (Filistin sorunu, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu) yeni meselelerle (Suriye’deki iç savaş, Irak’ta fanatik Müslümanların ilerlemesi, Lübnan’daki durum, Mısır ve Libya’daki gelişmeler) bir örgü haline gelmektedir. Bunlara paralel olarak, İsrail ve Türkiye arasındaki emperyalistler arası bölgesel üstünlük yarışı devam etmektedir.

Orta Doğu’da, kelimenin tam anlamıyla, halkların kanı dökülerek sınırlar yeniden çizilmektedir. İsrail Devleti iki devletli çözümü pratikte olanaksız hale getirmek için Filistinlilere karşı cani saldırıları ve yasa dışı yerleşimi arttırarak, Filistin topraklarında işgalin oldubittilerini yoğunlaştırmaktadır. İsrail devletinin tek yanlı yasadışı faaliyetlerine, Filistin’i işgaline son vermesi ve sorunun çözümü için bütünlüklü bir çözümü kabul etmesi gerektiği tezini ve 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, yaşayabilir bir Filistin devletinin yaratılmasını AKEL diğer ilerici güçlerle birlikte elle tutulur bir biçimde desteklemektedir.

Irak, on yıl Amerikan işgalinin ardından, defakto olarak üçe bölünmüş bir durumdadır. Afganistan’da, ABD askeri varlığını kalıcılaştırmayı sağlamış ve aynı zamanda saldırıları Pakistan’a da uzanmıştır. Suriye’de yakın tarihin en büyük insani krizlerinden biri yaşanmaktadır. Esad hükümetini devirmeleri için Türkiye, ABD, Britanya ve Körfez monarşileri tarafından İslamcı uç güçlere finansman ve donanım verilmesi kanlı bir iç savaşa yol açtı. Böylece yıllardır emperyalistlerin tarafından kullanılan bilim düşmanı “İslam Devleti” güçleri yayıldılar. Sonuçta, sözde “Arap Baharı”nın aşırı uç hareketleri sahneye çıkardığı açıkça görüldü.

Kuzey Afrika’daki müdahaleler yeni sömürgecilik eğilimlerini ifşa etmektedir. 2011 yılında NATO’nun saldırısına uğrayan Libya, kaosa batmış ve özünde bir devlet olarak işleyemez hale gelmiş durumdadır.

NATO bölgeye önemli güçler yığmıştır. Buna ek olarak, AB -enerji güvenliği adına- Akdeniz’i daha fazla militarize etmektedir. Sonuç olarak, Rusya da bölgedeki deniz güçleri varlığını sürekli olarak güçlendirmektedir.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin dış politikasının Amerikan faktöründen yana yeniden yönlendirilmesi, Rusya Federasyonu ve Arap dünyası gibi geleneksel dost devletlerle ilişkilerin düşürülmesi, bölgedeki savaş saldırılarına destek verilmesi, NATO’ya ya da “Barış için Ortaklık”a girmeye yönelik tez, ülkemizin ve halkımızın çıkarlarına değil, Batı’nın emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet eden tezlerdir.

AKEL, bölge halklarının barış ve güvenlik için, ülkelerinin emperyalist bağımlılıklardan kurtulması için, doğal zenginliklerinin tekellere değil, kendilerine ait olması için, özgürlük-demokrasi ve sosyal adalet için mücadelelerinin güçlenmesi için çalışmaktadır. Orta Doğu’nun kitle imha silahlarından arındırılmış bir bölge ilan edilmesi bölgenin barış yanlısı hareketi açısından önemli bir hedefi teşkil etmektedir.

 

 

 

 

Avrupa Birliği

 

Avrupa Birliği karakterini kapitalist bütünleşmenin öne çıkarılan örgütü olarak karakterini güçlendirmektedir. Bu temelde, devletlerin ve halkların egemenliğinin dramatik bir biçimde sınırlandığı ve AB’nin gerici düzeyine taşındığı bir süreçte AB’nin bütünleşmesini derinleştiren ve belirli sonuçlara götüren faaliyetler yaşanmaktadır. Aynı esnada AB’nin lider devletleri, çelişkiler ve ittifaklar arasında, kendi politikalarını dayatmada giderek daha büyük bir rol oynamaktadırlar. Bu gelişmeler halkların ve emekçilerin aleyhine olmaktadır. Biz, milliyetçi/şoven anlayışlarla hareket eden aşırı sağcı güçlerin yaptıkları eleştirilerle özdeşleşmiyoruz.

Lizbon Antlaşması’nın dayatılması, Birleşik Ekonomik Yönetim’in kurumsallaştırılması, kredi finans sermayesinin temerküzüyle bankacılık alanında birlik, devletlerin bütçelerinin fazlalık arz etmesi kuralı aracılığıyla kemer sıkma politikası, AB’nin ve Brüksel yönetiminin denetimi altında üye devletlerin birleşik bir politikaya sahip olmaları yönünde bir dizi paketin benimsenmesi neoliberalizmi kurumsallaştırmakta, devletin sosyal rolünü zayıflatmakta, çalışanların haklarına ve kamusal servete yönelik saldırılar için zemini güçlendirmekte, çok uluslu tekellerin ve güçlü devletlerin rolünü ve vurgunculuğu arttırmaktadır. Bundan başka, AB ile IMF arasında kurumsallaştırılan işbirliği AB’nin politikalarının halk düşmanı karakterini keskinleştirmekte, başta periferideki halklar olmak üzere, tüm halkları kontrolü altına almaktadır.

IMF ile birlikte AB tarafından aralarında Kıbrıs’ın da olduğu AB’nin periferideki üye devletlerine dayatılan “Ortak Anlayış Memorandumları” aracılığıyla, krizin yükü halk katmanlarının sırtına yüklendi. Böylece, devletlerin büyüme oranları arasındaki fark ve eşitsizlikler artarken, yeni sömürgeci karakterli ilişkiler dayatıldı ve sömürü arttırıldı.

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO-TTIP) anlaşması için başlatılan süreç en önemli gelişmelerden birini teşkil etmektedir. TTYO-TTIP birleşik Avro-Atlantik bir Pazar, bir “ekonomik NATO” oluşturularak, çok uluslu şirketlerin faaliyetlerinin önündeki her engeli kaldıracaktır. AKEL ve başka güçler bu nitelikteki bir anlaşmayla hemfikir değildirler.

Terör eylemlerini mahkûm ediyoruz. Aynı esnada, terörle “mücadele” bahanesiyle, ama asıl hedefi başta Sol hareketlerden gelen her tür özlü sorgulamayı bastırmak ve mutlak denetime sahip olmak olan Avrupa düzeni sosyal bilinci yabancılaştırma üzerine yatırım yapmaktadır. Yıllardır teröre karşı mücadele adına antidemokratik yasalar öne çıkarılmaktadır.

Avrupa kıtasının, açlık ve savaşların zulmünden kaçan, Akdeniz’de boğulan binlerce insandan rahatsız olmayan ve sadece “yararlı” ekonomik göçmenlere erişim hakkının olduğu kapalı bir “kale”ye dönüştürülmesi çok üzücüdür. AB’nin ve üye devletlerin hükümetlerinin göçe yol açan nedenlere karşı koymayı reddetmeleri göçmenlerin ve ilticacıların çeşitli biçimlerde kurbanlaştırılmasında onları suç ortağı yapmaktadır.

Sözde önleyici savaş doktrininin, AB-NATO arasında işbirliğinin ve artan beraberliğin, yeni dünya düzeninin üçüncü ülkelere dayatılmasına yönelik ortak hedeflerin yasalara entegrasyonuyla uluslararası ilişkilerin militarize edilmesi dış politika düzeyinde açıkça görülmektedir. AB’nin ve üye devletlerin bütçelerinden, başka amaçlara yönelik harcamalar kesintiye uğrarken, milyarlarca Avro silahlanma programlarına ve askeri misyonlara verilmektedir.

 

 

 

 

Enerji ve rekabetler

 

Bu aşamada, uluslararası rekabetler öncelikle enerji kaynaklarının, boru hatlarının, deniz ticaret yollarının ve piyasaların kontrolü üzerine yoğunlaşmaktadır. Güneydoğu Akdeniz bölgesinde, askeri ya da ekonomik, hangi araçlarla olursa olsun, çok acımasız bir savaş sürdürülmektedir. En büyük enerji rezervleri oradadır, tarihi olarak istikrarsızlık içerisinde olan bu bölgededir. ABD ve AB’nin lider güçlerinin hâkim olmayı hedefledikleri bu bölgede İsrail ve Türkiye’nin rolü için bölgesel bir rekabet yaşanmaktadır.

Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından doğal gaz rezervlerinin bulunması Kıbrıs’ı enerji değeri olan ülkeler arasına dâhil etmektedir ve aynı zamanda yoğun rekabetlerin ve çelişkilerin olduğu bir alana yerleştirmektedir. AKEL, Kıbrıs’ın işbirliklerinde ve enerji ittifaklarında kriterin yabancı çıkarlara değil, halkımızın gerçek çıkarlarına hizmet etmek olması gerektiği görüşündedir. Bunlar bölgede refaha götürecek istikrara, halkların işbirliğine ve barışa katkıda bulunmalıdır. Yurdumuzun uluslararası emperyalist rekabetlerin oyuncağı olmamasına ve görece otonomisine izin verecek bir terminalin inşasıyla devletimizi doğal gazın taşınması ve ticaretinin iştirakçisi kılmalıdır. Bu alanda çok boyutlu bir politikayı dışlayıp, tekelleri memnun etmeye yönelik bir biçimde bütün yumurtaları bu çevrelerin sepetine koyan genel bir Batı yanlısı ısrarla doğal gazın değerlendirilmesi meselesini ele aldığı derecede hükümetin yaklaşımıyla AKEL hemfikir değildir.

 

 

 

Türkiye’deki durum

 

Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmeler ülkenin sosyal yapılanmasını ve iç zıtlaşmaların keskinleşmesini olduğu kadar, dış politikasının yaşama geçirilmesini de belirleyici bir şekilde etkileyen kapitalist gelişim aşamasının sonucudur. Dönemin merkezi karakteristik özelliği Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve onu destekleyen sosyal güçlerin bugün yeni bir hegemonya düzenini mevcut kılan noktada hâkim olmasıdır.

İçerde, Türkiye iktidar zıtlaşmasının ve rekabetinin gerilimini yaşamaktadır, bu öğeler karakteristik bir biçimde devlet odaklı kriz olarak ifade edilmektedir. Devlet kurumları içerisinde güçlerin yeniden düzenlenmesi, yürütme erkinde yetkilerin toplanması, erklerin ayrılığının şüpheyle görülmesi bu krizin temel özellikleridir. Sözü edilen zıtlaşmalar siyasal sistemin tüm yelpazesinde yaşanmaktadır ve bunların ana özelliği Türk burjuvazisinin somut gruplarının ekonomik hâkimiyeti için yaşanan rekabetlerdir. Bu aşamada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın güçlü olmaya devam ettikleri görülmekte ve bazı önkoşullarla ülkenin devlet sisteminin değişimi çabasının yoğunlaştırılması yönünde ilerlemeleri beklenmektedir. Yukarıda değinilenlerin tümü büyük oranda ekonominin gidişatına, Kürt sorunundaki duruma, gelirlerin dağılımındaki eşitsizliğe ilişkin halkın tepkilerinin orta ve uzun vadeli etkilerine bağlıdır.

Dış politika düzeyinde, Türkiye’nin kendini beğenmişlik noktasına da kadar varan özgüveni Türk sermayesinin olgunlaşması ve güçlenmesiyle alakasız bir şey değildir. Bugün, geçmişte olduğundan daha fazla, Türk burjuvazisi – iç çelişkilerinin ötesinde– ülkenin coğrafi sınırlarının ötesinde etkisinin olmasını talep etmektedir. Bunun sonucu olarak, Türkiye bölgemizde gelişen rekabetlerin belirleyici kısmı olmaktadır. Türkiye ana karakteristiği neoliberalizmin genişletilmesi ve bölgenin dünya pazarına entegrasyonu olan yeni bir bölgesel düzende başrole sahip olmayı talep etmektedir.

Bu yukarıdakiler bu ülkenin emperyalist sistemdeki yeriyle hiç de alakasız değildir. Türkiye NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü olmaya devam etmektedir. hem ittifakın İzmir’deki karargâhı, hem de Afganistan’daki NATO ordularında Türkiye’nin lider konumu nedeniyle Türkiye’nin rolü güçlenmektedir. Bunların dışında, başta deniz kuvvetleri olmak üzere, yerli askeri sanayinin geliştirilmesi yönünde Türkiye’nin dev yatırımları Doğu Akdeniz’de hegemonya için NATO planlamalarında Türkiye’nin yerini daha fazla güçlendirmektedir. G20 içerisindeki lider konumu da aynı içeriğe sahiptir. Kalkınmakta olan ekonomilerin üyesi olarak Türkiye’nin G20 aracılığıyla neredeyse bütün Orta Doğu’da istikrar ve kapitalist gelişimin genişletilmesi stratejik rolünü üstlendiği görülmektedir.

Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası konumu, sırasıyla Kıbrıs sorununda da belirleyici etkilerle Doğu Akdeniz’deki politikasını etkilemektedir işgal altındaki bölgeye ilişkin olarak son yıllarda izlediği stratejinin merkezinde Kıbrıstürk liderliğinin onayını istemesi şart olmaksızın politikalarını yaşama geçirmesinin yer aldığı görülmektedir. Bu çerçevede, işgal altındaki bölgenin ekonomisinde Türk sermayesinin mevcudiyetini arttıracak ve dolayısıyla Kıbrıstürk siyasal yaşamının iç dengelerini belirleyici bir şekilde etkileyecek bir biçimde iktidar yapılarının değişimine gerek duymaktadır.

Üç yıllık ekonomik protokoller aracılığıyla uygulanan neoliberal modernizasyon politikasının sonucu işgal altındaki bölgenin Türkiye’ye entegrasyonunun derinleşmesi ve Kıbrıslıtürklerin siyasal rolünün zayıflatılmasıdır. Türk sermayesinin denizaltından borularla su taşınması gibi stratejik nitelikli altyapılara yatırımlarının yoğun bir biçimde artması siyasal entegrasyonun karakteristik örneğidir. Aynı esnada, Kıbrıstürk toplumunda Sünni İslam’ın varlığının güçlendirilmesi yönünde Türk hükümeti tarafından son yıllarda yoğun bir çaba ortaya koyulmaktadır. Dini muhafazakârlığın dayatılması başta cami inşalarının ve dini eğitim kurumlarının sayılarının artmasında kendisini göstermektedir. Bu gelişme, laik nitelikli Kıbrıstürk toplumunda yoğun tepki ve zıtlaşmalara yol açmaktadır.

 

 

 

 

Κıbrıs sorunu

 

Kırk yılı aşkın bir süredir Kıbrıs halkının bütününün karşı karşıya olduğu en büyük sorun olan Kıbrıs sorunu çözümsüz olmaya devam etmektedir. AKEL, Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler çerçevesinde ve BM kararları, 1977 ve 1979 Yüksek Düzey Anlaşmaları, uluslararası hukuk ve Avrupa ilke ve değerleri temelinde çözülmesi gerektiğine ilişkin partimizin her zamanki tezini bir kez daha teyit etmektedir. Uluslararası faktörün rolü üzerinde anlaşmaya varılmış olan çözüm çerçevesi ve ilkelerde ısrar ve somut tutarlılık olmalıdır.

Kıbrıs sorunu her şeyden önce uluslararası istila, işgal, yasa dışı nüfus yerleştirilmesi, etnik temizlik ve yabancı müdahaleler sorunudur. Kıbrıs sorununun aynı zamanda iki toplumun ilişkileriyle ilgili iç boyutu vardır. İşgalci Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü bariz biçimde ihlal etmeye devam etmektedir. Bunlara paralel olarak, Türkiye’nin yayılmacı arzuları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki doğal kaynaklarının değerlendirilmesiyle ilgili egemenlik haklarını kuşkuyla karşılamaya varmaktadır. Uluslararası hukukun, BM Tüzük Şartı’nın temel ilkelerini, Genel Kurul’un ve Güvenlik Konseyi’nin pek çok oylamalarını ve kararlarını, Avrupa Birliği’nin üzerinde kurulduğu ilke ve değerleri, Kıbrıs halkının bütünün temel haklarını ve temel özgürlüklerini çiğnemeye devam etmektedir.

İki toplumun yeniden yakınlaşması ve ilişkilerinin normalleşmesi Kıbrıs sorununun çözümünde en önemli boyutu ve parametreyi teşkil etmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Güvenlik Konseyi kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federasyona dönüşümü stratejik hedef olmaya devam etmektedir. Paralel olarak çözüm işler ve yaşayabilir olmalıdır. Ülkenin ve halkın birliğini, ortak ekonomik ilerlemeyi ve gelişmeyi, Kıbrıslıların tümünün insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygıyı güvence altına almalıdır. Bunlar Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk emekçilerin gelecek ortak sınıfsal, siyasi ve sosyal mücadelelerinin önkoşullarıdır.

AKEL olarak, Kıbrıs sorununun ister uluslararası boyutunun, ister iç boyutunun şu ya da bu biçimde önemsiz görülmesinin veya göz ardı edilmesinin tehlikeli ve zararlı olacağı görüşündeyiz.

Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmaya devam etmesi ve Kıbrıs’ın aşamalı defakto ya da üzerinde anlaşmaya varılarak taksimi halkımız için bir seçeneği teşkil etmemektedir. Tam aksine, bu, çok ciddi tehlikelere gebedir ve siyasi sorunumuzun yaratılmasında ve yıllarca var olmaya devam etmesinde önemli sorumluluğu olan yabancı faktörlerin kendi çıkarları için ülkemizin ve halkımızın geleceğini ipotek altına alacaktır. İki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü için Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında 1977’den itibaren üzerinde anlaşmaya varılan tarihi uzlaşmanın olası terk edilmesi adanın taksimine yol açacak ve tertiplerini, özellikle taksimin kesinleşmesi ve Kıbrıs’ta iki devletin tanınması talebini ilerletmeyi hedefleyen Türkiye’ye bahane sunacaktır. Aynı zamanda, Kıbrıs’ı uluslararası alanda ve Avrupa düzeyinde dayanaklarından mahrum bırakacaktır. Bunlara ilaveten, ortak vatanımızda ve ortak bir devlette birlikte yaşamamıza ilişkin isteğimizle ilgili olarak Kıbrıslıtürklere yanlış mesajlar gönderecektir. Bunun için, halkımızın bütününün refahı ve ilerlemesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin özgürlüğü ve yaşaması Kıbrıs sorununun doğru çözümüne mutlak bir biçimde bağlıdır.

Kıbrıs sorununun çözüm çerçevesi 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 Hristofyas-Talat ortak açıklamalarıyla da tasdik edildiği gibi, Birleşmiş Milletler’in kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitliğin olacağı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü öngörmektedir. Tek egemenlikli, tek uluslararası kimlikli ve tek vatandaşlıklı bir devlet çözümünü öngörmektedir. 11 Şubat 2013 Ortak Açıklaması’nda, başka hususların yanı sıra, egemenliğin bölünmezliği hakkındaki görüş birliğinin Anastasiadis ve Eroğlu tarafından terk edilmesi bir geriye gidişi teşkil etmektedir.

AKEL Kıbrıs sorununun toplu çözümünde ısrar etmektedir ve çözümün içeriği, liderler düzeyinde anlaşmaya varıldıktan sonra, devamında iki toplumda eş zamanlı bir biçimde ayrı, ayrı yapılacak referandumlarda halk tarafından değerlendirilecektir. Çözümle, işgalin sona ermesinin ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin sağlanmasının dışında, yasa dışı bir biçimde nüfus taşınmasından ve yerleştirilmesinden kurtulmayı, çağdışı garantiler rejiminin yol açtığı her türden müdahale haklarının lağvedilmesini, göçmenlerin mülklerine dönüş hakkının güvence altına alınmasını, bütün kayıpların akıbetinin açıklığa kavuşturulmasını öngörmelidir. Bunlara ilaveten, ama aynı derecede önemli, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her tür askeri ittifakların dışında kalıp, tamamen askersizleştirilmesini öngörmelidir. Britanya üslerinin uzaklaştırılması çözümün kendisi aracılığıyla iki toplumun ortak mücadelesiyle kolaylaşacak olan temel hedef olarak kalmaktadır.

Müzakerelerde özlü ilerleme olmaksızın, zamanın pasif bir biçimde geçmesi hep Ankara’ya hizmet etmiştir. Toprak üzerinde durumun değişmesi Kıbrısrum tarafının hedefleri ve tezleri açısından belirleyici önemdeki verilerin değişimine kaçınılmaz bir biçimde yol açmaktadır. Bu, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakere süreci dışında sunulan başka bir yolun var olduğu demek değildir. Ama müzakerelerde izlenen metodolojinin bir yandan Kıbrısrum tarafının yıllardır var olan tezlerini koruyacak ve diğer yandan da anlaşmazlıkları azaltacak şekilde olması gerektiği demektir. zamanın pasif bir biçimde geçmesi Kıbrıstürk toplumuna da hizmet etmemektedir. İşgal altındaki bölgede demografik değişiklikler somut bir biçimde Kıbrıslıtürklerin kimliğinin tahrif olmasına yol açmaktadır.

Müzakere sürecine AKEL tarafından verilen destek hiçbir şekilde Kıbrıs Cumhurbaşkanı’na yaptığı ve yapacakları konusunda açık çek verilmesi olarak değerlendirilemez. Sıfır temelden, baştan müzakere yapma niyetinin ciddi tehlikelere gebe olduğu konusunda Sayın Anastasiadis’i seçildiği andan itibaren uyardık. Ne yazık ki dediklerimiz dinlenmedi. Nitekim Kıbrıstürk tarafı daha öncesinde Hristofyas-Talat görüş birlikleriyle dışlanmış olan kabul edilemez tezleri geri getirdi. AKEL, müzakerenin 2008-2010 görüş birlikleriyle kalmış olduğu yerden devam etmesi ve askıda olan temel konuların görüşülmesi tezinde ısrar etmektedir. Elbette Cumhurbaşkanı başka tercihler yapma hakkına sahiptir, ama sonuçtan da kendisi sorumlu olacaktır.

Terk edilen daha önceki tezler arasında deniz bölgeleri konusundaki anlaşma da yer alıyordu. Bu görüş birlikleri deniz bölgeleri hakkında yetkinin merkezi federal yönetimde olmasını öngörüyordu. Komşu devletlerle münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesi ve anlaşmazlıkların çözümü için de aynısı geçerlidir. Tüm bunlar birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası sözleşmeler listesinde yer alacak ve Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre olacaktır. Doğal kaynaklardan sağlanacak federal gelirlerin paylaşımı hakkındaki görüş birliğiyle ve doğal kaynakların değerlendirilmesinin de federal yetki olmasıyla bağlantılı bir biçimde, Kıbrıs sorununun çözümüyle doğal gaz konusunun da temel olarak çözülmüş olacağı net hale getirilmektedir. Doğal gaz toplu çözüm için motive edici olmaya devam etmelidir. Bununla birlikte, esas olarak doğal gaza göz diken yabancı çıkarlar uğruna Kıbrıs sorununun “kapatılmasını” ya da nasıl olursa olsun, herhangi bir çözüme götürülmesini öne çıkaracak düzenlemelere rıza göstermemiz söz konusu olamaz.

Hükümetin izlediği tek boyutlu dış politika, görüşmelerde taraflar arasındaki mesafenin büyümesi ve Kıbrısrum tarafına da sorumluluklar yüklenmesi yönünde görünür hale gelen tehlike, “İslami Devlet”e karşı uluslararası kampanyada Türkiye’nin faydalı olacağı yönünde Batlılılarda var olan kanaat Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde egemenlik haklarını ihlal etme yönünde daha öncesinde görülmemiş derecede tahrik edici ve kabul edilemez hareketlerde bulunmasında Türkiye’ye daha fazla kolaylık sağladılar.

Deniz Hukuku’nun, sözleşme ve teamül hukukunun Türkiye tarafından kaba bir biçimde ihlal edildiği koşullarda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin müzakere sürecini tehir etmesi yerinde bir tepkiydi. Ancak tehir, sonuç verici olması için Türkiye tarafından tahrikler ve gerilimler olmaksızın devam etmesi gereken müzakere sürecinin sonlandırılması demek değildir.

AKEL, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde hidrokarbon yataklarının bulunmasının iki toplum için olduğu kadar, Türkiye’nin kendisi için de yeni ciddi bir teşvik edici öğeyi teşkil ettiği tezinde ısrar etmektedir. Bir yandan, Kıbrıslıtürkler ortaya çıkacak yararların sadece çözümle tadını çıkarabileceklerdir, diğer yandan Kıbrıslırumların da bu değerli nimetin kesintisiz bir biçimde değerlendirilmesine izin verecek istikrarlı ve güvenli bir ortama ihtiyaçları vardır. Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye de bundan uygun bir biçimde yararlanabilecektir.

Banka krizi ve Troyka’nın Destek Mekanizması nedeniyle Kıbrıs’ın içine girdiği kötü ekonomik durum göz önüne alındığında, Kıbrıs sorununun çözümünün daha da gerekli olduğu açıkça görülmektedir. AKEL, Kıbrıs sorununun çözümüyle Kıbrıs’ın ekonomik ilerlemesinin ve kalkınmasının önemli derecede kolaylaşacağı değerlendirmesini yapmaktadır. Ancak bu, ekonomik kalkınma uğruna, ne tür bir çözüm olursa olsun, herhangi bir çözümü kabul edeceğimiz anlamına gelmez.

İşgale ve işgalin yol açtığı sonuçlara son verilmesi mücadelesinin başarıya ulaşması için, geçmişte Hristofyas hükümetinin izlediği, denenmiş, çok boyutlu dış politikaya geri dönülmesi gerekmektedir. Kıbrıs sorununun istisnasız bütün boyutlarına ilişkin bütünlüklü tezler üzerinde çalışmış olan AKEL, çözümün içeriğiyle ilgili üzerine eğilmenin gerekli olduğu ek bir husus olarak sosyal ve siyasal birliğin sağlanması konusunu öne çıkarmaktadır. Bunun önkoşulu ittifakların-işbirliklerinin yaratılmasında temel dayanağın iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun gerçek içeriğine ilişkin samimi ortak anlayış olması gerektiğidir.

Somut milliyetçi çevrelerin üniter devlet çözümünde ısrarı ya da diğer yandan gevşek federasyon yaklaşımları Kıbrıs’ın davasına zarar vericidir. Sağ partilerdeki Grivasçı kalıntıların ve başka alanlardaki gerici çevrelerin faaliyetleriyle 1974’te yaşanan yıkımın tamamlanmasına özlü katkıda bulunmaları ciddi olarak düşündürmektedir. Bu çevrelerin büyük derecede oyuncağı olan bugünkü hükümetin Kıbrıs sorununda kabul edilmesi mümkün bir çözümü öne çıkarmakta güçsüz kaldığı görülmektedir.

Gizli ya da açık bir biçimde böylesi tutumlar yeni müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasından hiç de rahatsız olmayan Türkiye’ye ve Kıbrıstürk liderliğine bahane sunmaktadır. Tüm bu yıllar boyunca çözüm için defalarca ortaya koyulan çabalar uluslararası hukuku dayanak alan ilkesel tezlere bağlılığın ne işgalci taksimci oldubittilerin kesin olarak kalıcılaşmasına ne de kabul edilemez herhangi bir çözümün başkaları tarafından dayatılmasına izin vermediği sonucuna götürmektedir.

 

 

 

 

Kıbrıstürk toplumu ve yeniden yakınlaşma

 

AKEL, BM kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümünü tutarlılıkla savunan ve bu çözüme ulaşılması için mücadele eden Kıbrıslıtürk yurtsever güçlere duyduğu saygı ve takdiri ifade etmektedir. İki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümü gerek Kıbrısrum toplumunda, gerekse Kıbrıstürk toplumunda çeşitli yönlerden saldırılara uğramaktadır. Tutarlılıkla bu çözümden yana olan güçler olarak, iki toplumda da görevimiz bunu her gün savunmamız ve yurdumuzun yeniden birleşmesine götürebilecek tek çözüm yolunun bu olduğunu göstermektir.

Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi mücadelesinde, Kıbrıstürk toplumu önemli role sahiptir. Ankara’nın oynadığı belirleyici rolü tanıma hiçbir biçimde Kıbrıstürk toplumunu ve onu ifade eden siyasal güçleri görmezlikten gelme anlamına gelmez. Federasyon çözümünü tutarlı bir biçimde savunan Kıbrıstürk siyasi ve sosyal güçler Kıbrıs sorununda yapıcı bir politika izlemeleri yönünde Türkiye ve Kıbrıstürk liderliği üzerine kendi nüfuzlarını uygulama olanaklarına sahiptirler. AKEL, işgal altındaki bölgedeki siyasal güçlerin farklılıklarına ve başlı başına olmalarına saygı göstererek, Kıbrıs sorununun federal çözümü, yurdumuzun ve halkımızın yeniden birleşmesi için mücadele eden partiler ve örgütlü yapılarla bağlarını güçlendirmeye devam edecektir. Ayrıca AKEL, kâğıt üzerinde bulunacak çözümün pratikte işleyebilmesi için şart olan Kıbrıstürk toplumuyla dostluk, karşılıklı saygı ve anlayış ilişkilerini geliştirmeye de devam edecektir.

İşgal ve bölünme Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin ilişkilerinin normalleşmesini engellemektedir. Bugün, Kıbrıstürk toplumu toplumsal varlığına karşı tehditlerle her zaman olduğundan daha fazla karşı karşıya bulunmaktadır. Türk hükümeti aynı esnada Kıbrıslıtürklerin siyasi özerkliğini azaltan ve kültürel kimliklerine karşı çıkan kemer sıkma programlarını dayatmaktadır. Kıbrıs sorunu çözülmeksizin zamanın geçmesi Kıbrıslıtürklerin yasa dışı devletin kurumlarıyla özdeşleşmeleri, yerleşikler tarafından ve genel olarak Türkiye’nin işgal altındaki bölgede inşa etmeyi hedeflediği yeni rejim tarafından eritilmeleri tehlikelerini çoğaltmaktadır.

İşgalin koyduğu engellerden bağımsız olarak, AKEL iki toplum arasında ilişkilerin bütün alanlarda genişletilmesinin yollarını araştırmaya ve devlete önerilerde bulunmaya devam edecektir. AKEL, Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında dostluk ve işbirliği ilişkilerinin gelişmesine şu ya da bu biçimde engel olanları teşhir etmeye ve onlara karşı mücadele etmeye devam edecektir.

AKEL, ortak vatanımızın kurtuluşu için partimizin Kıbrıslıtürk yurttaşlarımıza yönelik ortak mücadele çağrısını yenilemektedir.

Yeniden yakınlaşma politikası ve barış içinde bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesi iki toplum arasındaki ilişkilerin düzelmesi, çözüm bulunması ve üzerinde anlaşmaya varılacak çözümün yaşayabilirliğinin sağlanası için gerekli önkoşullardır. Bu nedenle, AKEL somut inisiyatifler ve faaliyetler üstlenerek, yeniden yakınlaşmanın ve barış içinde bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesinin bayraktarı olmaya devam edecektir. AKEL olarak, uluslararası organizasyonların yardımını ve yeniden yakınlaşma davasına sundukları desteği takdir ediyoruz. Ancak yeniden yakınlaşanın öncelikle Kıbrıslıların kendilerinin ve kendilerini ifade eden örgütlerin görevi olduğunu vurguluyoruz. Ayrıca yeniden yakınlaşma öncelikle siyasi bir süreçtir. Hareket noktası ve içeriği bölünmüşlük koşullarının yarattığı mevcut sorunları görmezlikten gelen kozmopolit bir anlayış olamaz. Tam aksine bu sorunlara karşı koymaya çalışmalıdır.

Milliyetçilik ve şovenizm her zaman Kıbrıs’ın başının belası ve ülkemiz aleyhine yabancı tertiplerin yaşama geçirilmesinin aracı oldu. İki toplum arasında kini geliştiren milliyetçilik-şovenizm ve Aşırı Sağ’ın bütün ideolojik çarpıtmaları karşısında AKEL ödün vermeyen ve onlara karşı istikrarlı olarak mücadele eden güç oldu. AKEL gerek eğitim düzeyinde, gerekse daha geniş olarak toplum düzeyinde barış içinde bir arada yaşama kültürünün geliştirilmesini bütün gücüyle destekleyecektir.

Bu koşullarda:

  • Kıbrıstürk toplumunun en ilerici üyeleriyle Kıbrıs sorununun çözümü için ortak, kitlesel bir barışçıl mücadele hareketinin yaratılması için daha sistematik olarak çalışmamız gerekmektedir. Bu hareket çözümsüzlüğü ve Kıbrıs’ın çıkarlarına yabancı bir çözümü hedefleyen güçlere siyasal bedel yaratmayı hedefleyecektir.
  • Çoğu kez hareket noktalarımızın ve yaklaşımlarımızın farklılıklar arz ettiğini kabul ederek, ülkenin yeniden birleşmesi için mücadele eden ve yeniden yakınlaşma alanında faaliyet gösteren güçler arasında ittifaklar ve işbirlikleri inşa etmemiz gerekmektedir.
  • Yeniden yakınlaşma hareketinin somut inisiyatifler ve faaliyetlerle kitleselleştirilmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir.
  • Milliyetçiliğe-şovenizme, faşist örgütlere ve aynı zamanda kozmopolit liberalizme karşı mücadele etmemiz ve yeniden yakınlaşmaya canla, başla bağılılığı, özellikle partimizin saflarında, güçlendirmemiz gerekmektedir.
  • Kıbrıslılar tarafından halkımızın çıkarlarına hizmet edecek çözüm için, aşağıdan yukarıya baskı oluşması için iki toplumda da halk faktörünü daha fazla değerlendirmemiz gerekmektedir.

 

 

 

 

Küresel ekonomik kriz

 

Kapitalist sistemin yapısal krizini teşkil eden küresel ekonomik kriz dünyaya eziyet etmeye devam ediyor. Temel kalkınma modeli ve aracı olarak dünya çapında neoliberalizmin dayatılmasının sonucunda ekonomik kriz gerek yoğunluk gerekse kapsam olarak daha öncesinde görülmemiş boyutlar aldı. Sonuçlar tüm dünya halkları açısından dramatiktir ve özellikle ülkelerin içerisinde ve devletlerle periferiler arasında çelişkileri keskinleştirmektedir. Krizden çıkış ağır ve acı veren adımlarla gerçekleşmektedir.

Kapitalizm bir yandan üretimi toplumsallaştırırken, diğer yandan tüm toplumun ürettiği serveti bir avuç çok uluslu işletmenin elinde toplamaktadır. Bu, ekonomik krizlerin nedenini ve aynı zamanda kapitalizmin temel çelişkisini de teşkil etmektedir.

Sermaye, rakip korkusu yokluğunda ve krize karşı koyma bahanesiyle, çalışma ilişkilerine ve emekçilerin kazanımlarına karşı saldırmaktadır. Krizden çıkış yolları arayarak servetin büyük sermaye lehine zorla yeniden dağılımına, burjuva hükümetler giderek daha fazla yükü kriz süresince özünde en ağır bedeli ödeyen çalışanların sırtına yüklemeye teşebbüs etmektedirler. Krizin sonucu olarak milyonlarca istihdam yeri kaybolmakta ve halklar yoksulluğa itilmektedir.

Tarihin ve sınıf mücadelesinin sona erdiğinden söz eden neoliberal kapitalizmin ve başıbozuk pazarın savunucuları açık bir biçimde yalanlanmaktadır. Ekonomik krizin sonucu olarak, krizden çıkış bahanesiyle izlenen neoliberal politikaların felsefesine ve içeriğine karşı sınıf mücadelesinin yoğunlaşması kaçınılmazdır.

Kapitalizmin en uç biçimi ve aynı zamanda kalkınma aracı da olarak neoliberalizm Avrupa Birliği’nde ve özellikle de Avro Bölgesi’nde uygulanan politikalarda ve Troyka ile Ortak Anlayış Memorandumu imzalayan ülkelerin halklarına en şiddetli ifadesiyle dayatılan politikalarda hâkim olmuştur. Bu politikalar kamu sektörünün daraltılmasına, sosyal devletin sökülmesine, çalışanların haklarına ve kazanımlarına karşı saldırılara odaklanmaktadırlar.

Küresel ekonomik kriz özellikle enerji pazarı başta gelmek üzere, dünya pazarında hâkim olma açısından emperyalist merkezler ve yeni bölgesel güçler arasında gerilime, rekabete ve sonuçta periferide yeni savaşlara yol açmaktadır.

Küresel ekonomik kriz, sömürüden kurtulmuş bir toplumun, refah ve sosyal adalet toplumunun inşası gereksinimini ve sosyalizmin ideallerini daha da zaruri bir biçimde tekrar sahneye getirmektedir.

 

 

 

 

Kıbrıs ve Memorandum

 

Küresel ekonomik kriz, küresel kapitalist yapının ayrılmaz bir parçası ve yoğun bir şekilde dışa dönük Kıbrıs ekonomisini de kaçınılmaz bir biçimde etkileyecekti. Kriz ilk aşamalarında, inşaat, turizm ve sanayi gibi sektörlere vurarak, reel ekonomiyi etkiledi. Bir yandan ekonominin üretici sektörlerini ve diğer yandan nüfusun ekonomik olarak güçlükler içerisindeki katmanlarını destekleyici önlemler alınması doğru yönde atılan adımlardı ve nitekim 2010’da ve 2011’in ilk altı ayında Kıbrıs ekonomisi tekrar kalkınma sürecine girdi.

Temelde bankacılık sektöründe denetleyici makamlar tarafından yeterli ve özlü denetimlerin yapılmasındaki eksiklikler ve Kıbrıs ekonomisine büyük derecede zarar veren bankaların yönetimleri ve yüksek yöneticileri tarafından işlenen hatalar, eksiklikler ve suça varan fiiller nedeniyle Kıbrıs ekonomisi maalesef derin bir durgunluğa girdi. Banka mevduatlarının traşlanması yoluyla bankaların zararlarının kapatılması yönünde 2013 Mart’ında Anastasiadis ve Avro Grup’un kararlarından sonra kriz dramatik bir biçimde daha ağır hale geldi.

Anastasiadis hükümetinin Troyka ile anlaşmasının ardından uygulanan Memorandum bugün ülkemizdeki sosyoekonomik gelişmeler üzerinde belirleyici olmaktadır. Bu Memorandum’un felsefesinin temelinde kalkınma dışlanarak pratikte daha derin bir ekonomik durgunluğa girilmesine, binlerce küçük ve orta boyutlu işletmenin kapanmasına, işsizliğin hızla artmasına, çalışanların ve emeklilerin gelirlerinde kesintiler yapılmasına, Kıbrıs halkının yoksullaştırılmasına ve sosyal devletin altının oyulmasına götüren kemer sıkma politikalarının yıkıcı reçeteleri bulunmaktadır.

Hükümetin halk karşıtı sosyoekonomik politikaları sözde yapısal reformların öne çıkarılması aracılığıyla yoğunlaşacaktır. Pratikte söz konusu olan, ekonomiyi toplum lehine iyileştirmeyen tam bir düzensizleştirmedir ve aynı zamanda kamu servetinin yok pahasına satılması ve çalışma ilişkilerinin düzensizleştirilmesi süreci tamamlanmaktadır. Yarı kamusal teşekküllerin özelleştirilmesi, konutların ucuza satılması, eğitimdeki değişiklikler, sağlık sektörünün özel çıkarlara haraç mezat satılması vb. gibi kararlar bu çerçevede alınan kararlardır.

Kıbrıs hükümetinin aldığı kemer sıkma önlemlerinin bir kısmı Temel İnsan Hakları Şartı’nda belirtilen hakları ve somut olarak çalışma hakkını, kişinin haysiyetine saygılı koşullarda çalışma hakkını, ailenin ekonomik ve sosyal korunmasının güvence altına alınmasını, onurlu yaşam koşullarının sağlanmasına yönelik olarak sosyal dayanışma ve konut yardımı hakkına saygıyı ihlal etmektedir.

 

 

 

 

Memorandumdan ve Memorandum politikalarından çıkış

 

AKEL olarak, Memorandum politikalarından tamamen kurtulmayı sağlayacak önerilerin aranmasını gerekli ve kaçınılmaz olduğu görüşündeyiz. Bu çaba çerçevesinde yerli para birimine dönüşle ve buna paralel olarak ekonomiyi ve halkı koruyacak önlemlerle Memorandum’dan çıkışı önerdik. Yerli para birimine geçişle Kıbrıs kendi para politikasını uygulama hakkına tekrar sahip olacaktı. Bu önerimiz için öncelikle hükümet tarafından gösterilecek siyasi ve sosyal fikir birliği gerekliydi ve bu yoktu.

AKEL olarak, Memorandum’a ve ona refakat eden halk karşıtı politikalara karşıyız ve bunların Kıbrıs ekonomisine olumsuz etkilerinin sınırlandırılmasına katkı koyacak her alternatif seçeneği inceliyoruz. DİSİ’nin yıllardır dayatmaya çalıştığı neoliberal politikaların uygulanması için Memorandum’u bahane olarak kullanan Anastasiadis-DİSİ hükümetinin köle ruhluluğuna karşı mücadele ediyoruz. Hükümet, bunu yapabilmek için, toplumu ve Meclis’i tehdit etmektedir ve bu kabul edilemez ve mahkûm edilmesi gereken bir tutumdur.

Ekonomik “bahar” ve ülkenin Memorandum’dan “çıkışı” şeklinde hükümetin sergilemeye çalıştığı yapay yaklaşımların aksine, AKEL emekçilerin kazanımlarının korunması ve ekonomik refahı için mücadele etmeye devam etmektedir. Bu yönde, halkın, işçilerin ve kalkınmanın aleyhine olan ekonomi politikalarına karşı mücadele ediyoruz. Halkın yaşam düzeyinin iyileştirecek, emekçilerin haklarını ve sosyal devleti koruyacak bir ekonomik kalkınma için her olanağı değerlendiriyoruz.

Kalkınmayı ve sosyal birliği hedefleyen önerilerle ekonomik ve sosyal bedellerin daha adil bir biçimde dağılımına dikkatimizi yoğunlaştırıyoruz. Bütün sistemsel krizlerde olduğu gibi, kriz döngüsünü yapıp geçecektir, ancak soru, ardında ne bırakacağıdır.

 

 

 

 

Kıbrıs ekonomisi ve kalkınma perspektifleri

 

Yaklaşık kırk yıldır Kıbrıs ekonomisi sosyal olarak dengeli bir ortamda tam istihdam koşullarında yüksek kalkınma hızıyla istikrarlı bir biçimde gelişmekteydi. Devletin sosyal alanda ve kalkınma alanında güçlenen rolü, yarı kamusal kuruluşların kalkınma ve sosyal yönelimi, kooperatif hareketinin sosyal karakteri, on binlerce küçük ve orta boyutlu işletme yurdumuzun karma sosyoekonomik kalkınma modelinin bel kemiğini teşkil ediyorlardı.

Küresel ekonomik krizin olumsuz etkileri, bankacılık sektöründeki derin kriz, ekonomimizin yıllardır var olan zaafları ve özellikler Anastasiadis ve Avro Grup tarafından alınan kararlar daha önceki yıllarda inşa edilen sosyoekonomik kalkınma modelini ve ekonominin yapılandırılmasını şiddetli bir biçimde değiştirdiler. Devletin rolü azaltılmakta ve yarı kamusal kuruluşların özelleştirilmesi öne çıkarılmaktadır. Adım, adım kooperatifçiliğin sosyal karakteri ortadan kaldırılmakta, sosyal devlet daraltılmaktadır.

AKEL’in hedefi, ekonomik kalkınmanın sosyal refahla armoni içerisinde olacağı çağdaş bir devletin yeniden inşasıdır. Kamu, özel ve kooperatif inisiyatifinin uyum içerisinde işbirliğinde olacağı, birbirlerini tamamlayacağı ve destekleyeceği bir karma ekonomi sistemi içerisinde çok yönlü ve çok düzeyli bir ekonomi politikasını savunuyoruz.

Odağında insan olan AKEL’in ekonomi felsefesi

  • çağdaş, dinamik, esnek ve sosyal yönlü karma ekonomi,
  • toplumun yarattığı servetin daha adil dağılımının ve yeniden dağılımının öne çıkarılması,
  • ekonomik yük ve yükümlülüklerin herkesin geliriyle ve ekonomik boyutuyla orantılı bir biçimde dağılımı,
  • toplumun ekonomik olarak zor durumda olan katmanlarını koruyan ve destekleyen, sosyal duyarlılığı olan ve insancıl bir devletin yaratılması,
  • kalkınma ve sosyal bütünlük için kaynaklar sağlanması hedefiyle devletin mali işlerine çeki düzen verilmesi,
  • kapitalist pazar yasalarının denetimsiz işleyişinin gemlenmesi ve düzenlenmesi

ilkelerini dayanak almaktadır.

Ülkenin yeniden kalkınma sürecine girebilmesinin temel önkoşulu bankacılık sisteminin sıkı denetimler ve iyi yönetim kurallarının uygulanması aracılığıyla sağlıklı hale getirilmesi ve reel ekonomiye destek sağlayacak şekilde karakterinin yeniden biçimlendirilmesidir.

Ekonominin yeniden canlanmasının ve kalkınma politikaları uygulanmasının başarılması finansman kaynakları olmaksızın mümkün değildir. Bugünkü koşullarda, kalkınma için sadece uygun koşulların ve motivasyonun yaratılması için değil, aynı zamanda kalkınma projeleri ve politikaları için gerekli kaynakların sunulması aracılığıyla yatırımların direkt olarak güçlendirilmesi için, devletin ve daha geniş olarak kamu sektörünün aktif rolü olmaksızın, ekonominin yeniden canlanmasının ve kalkınmanın koşullarını yaratmak imkânsızdır.

Sadece sayısal mali hedeflere ulaşma amacıyla tüm kamusal kaynakların sunumu yönündeki tek yanlı neoliberal politika, kamu borçlarına ilişkin olarak kreditörlerin koydukları sert koşulların kabulü ve kalkınma perspektiflerini doğmasını sadece özel sektörün iyi niyetinden bekleme ekonomik durgunluğun kısır döngüsünü tekrarlatacak, dogmatik ve tarih bilgisinden yoksun bir yaklaşımdır.

Avro Grup’un ve Avrupa Merkez Bankası’nın otoriter ve şantajcı kararları aracılığıyla kabul edilmez bir biçimde kamu borçlarına eklenen ve derhal 4,5 milyar avroyu aşan ek yük, kısa ve orta vadede dayanılabilir bir hızla ekonomik kalkınma perspektifleri açısından boğucu koşullar yaratmaktadır Kıbrıs’ın, bu sert kararların yol açtığı olumsuz sonuçları hafifletecek ve kalkınma istikametinde sunulacak kaynakları serbest bırakacak önlemler talep ederek, bu konuyu kararlılıkla öne çıkarması sadece etik olarak değil, siyasi olarak da meşrudur.

 

 

 

 

Kültür

 

Yazın, sanat, genel olarak kültür her halkın tarihi, manevi temelini teşkil eder. AKEL açısından kültür, tarihinin ve aynı zamanda yıllar boyunca politikasının da önemli kısmıdır.

AKEL kuruluşundan itibaren, kültürün ifade ettiği ilke ve değerlerle halkın eğitimini, sanatçıların çalışmalarını desteklemeyi ve genel olarak ülkenin kültürel yaşamına halkın amatör yaratıcılıkla aktif katılımını hedefleyen çok yönlü ve çok düzeyde bir kültür faaliyetini geliştirdi.

Bugün derin ekonomik, sosyal ve manevi kriz koşullarında kültür tam cepheden saldırıyla karşı karşıyadır ve bu saldırının hedefi halkı köklerinden, manevi ve sanatsal geleneklerinden ve değerlerinden kopartmak, hedefini şaşırtmaktır ve aynı esnada yerel ve uluslararası çeşitli karar merkezleri tarafından düşük manevi seviyesinin, estetik çirkinliğin, kolay ve çabuk karın ve genel olarak yoz kültürün hâkim olduğu bayağı örnekler çok yönlü bir biçimde öne çıkarılmaktadır.

AKEL, tüm bunları dikkate alarak, çeşitli karar merkezlerine yaratıcıların ve aynı zamanda halkın katılımıyla kültür konularında ülkenin kültürel gelişimi hedefiyle farklı bir yolda ilerlemeye ilişkin önerilerde bulunmaktadır. Böylesi öneriler şunlardır:

  • Arkeoloji Müzesi, Devlet Kütüphanesi, Devlet Resim Sergisi vb. gibi temel altyapı eserlerinin yaratılması ve kırsal bölgede kültürel altyapıların yaratılması.
  • Devlet desteğiyle kentlerde ve köylerde amatör yaratıcılığın geliştirilmesi.
  • Çeşitli eğitim programlarıyla eğitimin bütün düzeylerinde kültürel faaliyetlerin geliştirilmesi.
  • Kentlerde ve köylerde kültürel programlar için yerel yönetimlerle hükümetin koordinasyonu ve işbirliği
  • Karşılıklı anlayış ve farklılıklara saygının geliştirilmesi hedefiyle Kıbrıstürk toplumuyla ortak kültürel programların geliştirilmesi
  • Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’in kültür çekirdeği kılma hedefiyle kültürel programlar oluşturulması.
  • Zor durumda olan yaratıcılara ekonomik destek sunulması.
  • Yaratıcıların ve eserlerinin tanıtımının ekonomik ve manevi olarak desteklenmesi
  • Devlet bütçelerinde kültüre yönelik tahsisatların arttırılması.
  • Birleşik Kültür Kurumu’nun oluşturulması.

 

 

 

 

Çevre

 

Hem geçmişte, hem de özellikle günümüzde, ekonomik kriz bahanesiyle, “çevrede yol açacağı bedelden bağımsız bir biçimde” tehlikeli bir kalkınmanın hedeflendiği gözlemlenmektedir. Hassas ekosistemler, doğa koruma bölgeleri, sahil koruma şeritleri, deniz ortamının kendisi gibi, doğal çevrenin temel parametrelerinin kalkınmayı destekleme çabasıyla pek çok kez tehlike altına sokulduğu tespit edilmektedir.

Son 50 yılda iklimsel değişikliklerin kötüleşmesi gezegenimizdeki canlı organizmaların yaşam kalitesini direk olarak etkilemektedir ve aynı zamanda yeryüzü yıkım tehlikesiyle düzensizleştirilmenin had sınırlarında bulunmaktadır.

AKEL, ekonomik olanaklarından bağımsız olarak herkesin ve gelecek nesillerin sağlıklı bir çevre hakkı gibi, temel sosyal ve çevresel ilkelerden esinlenen sürdürülebilir bir kalkınma modeli için mücadele etmektedir. Çevrenin olası her tür zarardan korunması, doğal ve insan kaynaklı ekosistemlere saygı, kolektif ve sosyal nimetler olarak gördüğü sonlu doğal kaynakların rasyonalist idaresi ilkesini savunmaktadır. Bu yönde aşağıdakilerin yaşama geçirilmesinin şart olduğu görüşündeyiz:

  • Çevre Koruma Kurumu’nun kurulması
  • Çevrenin korunmasına ilişkin tüm hukuki çerçeveye saygı gösterilmesi ve bu çerçevenin uygulanması
  • İklimsel değişikliklere sonuç alıcı bir şekilde karşı koyma ve uyum
  • Birleşik Sular İdaresi
  • “Genleri bozulmuş ürünlerin olmadığı bir Kıbrıs” yönünde toplumun talebinin tanınması.
  • Proje ve programların çevreye yapacakları etki ve yol açacakları sonuçlara ilişkin değerlendirmelerle ilgili yasalara uyulması ve tamamen saygı gösterilmesi.

Biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülmesi, yeraltı ve su kaynaklarının doğru idaresi, gaz kirliliğinin yayılmasının stratejik olarak azaltılmasıyla bağlantılı bir şekilde atmosfer havasının kalitesinin korunması ve çeşitli atık akıntılarının idaresinde daha iyi uygulamaların yaşama geçirilmesi çevrenin, yurttaşların sağlığının ve güvenliğinin korunması açısından büyük öneme sahiptir.

AKEL olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının doğal çevrenin korunması ana kriteriyle toplum lehine doğru ve yaşayabilir bir biçimde güçlendirilmesinden yanayız.

Yukarıda belirtilenler çevrenin korunması ve sürdürülebilir kalkınma açısından büyük önem taşımaktadırlar. Ekolojik yıkım meselesinin derinlemesine siyasi bir mesele olduğunu ve izlenen yıkım sürecine direnen güçlerin örgütlülük derecesinin yarınki nesillerin yaşayacağı geleceği belirlemesinin beklendiğine önemle bir kez daha işaret ediyoruz. AKEL bu mücadelede başta olacaktır.

 

 

 

 

Güneşin doğması için yapılacak iş çok daha…

 

Bu, önümüzde açılan yeni yollarda nasıl ilerleyeceğimiz hakkında AKEL Merkez Komitesi’nin önerisidir.

“Tezler”de düşüncelerimiz, analizlerimiz ve eleştirel tespitlerimiz, kendimizin ve ülkenin geçmişini ve özellikle de geleceğini nasıl gördüğümüz kaydedilmektedir.

Bu öneri parti üyeleriyle ve aynı zamanda daha geniş olarak Kıbrıs toplumuyla yaratıcı bir tartışmanın, partimizin yeni hedeflerini, işleyiş biçimini, müdahalelerini ve inisiyatiflerini birlikte biçimlendirmemize yardımcı olacak bir tartışmanın zeminini teşkil edecektir. Siyasi müdahalelerimizin daha zamanında, daha geçerli ve sonuç alıcı olması için. Halkımızın ve ülkenin ihtiyacı olan siyasal, sınıfsal ve sosyal mücadeleleri vermemizde örgütsel olanaklarımızı iyileştirmemiz için. Daha iyi bir yarın için geniş, mücadeleci bir harekette güç birliğini, toplum ve yurttaşlarla bağlarımızı güçlendirmemiz için. Halkımızın verdiği çetin mücadelelerde her zaman öncü olarak. AKEL’cilerin ve Kıbrıslı emekçilerin endişelerini ve beklentilerini kucaklayarak. Uzaklardan geliyoruz ve çok daha uzaklara ulaşmayı hedefliyoruz.

 

Ocak 2015

Πολιτική απόφαση του 22ου συνεδρίου του ΑΚΕΛ