Home  |  Sosyalizm

BİZİM SOSYALİZM ANLAYIŞIMIZ

 

3-7 Ekim 1990

 

 

ÖNSÖZ

 

İnsanlık, zor ve çelişkilerle dolu bir yol içerisinden 21. yüzyıla doğru ilerliyor.

 

2000 yılına doğru giderken bütün dünyada, yaşamın her alanında gerçekleşen kökten değişikliklere tanık olmaktayız. Ekonomik, siyasal ve genel olarak sosyal alanda değişikliklere. Üretim araçlarında, doğal ortamda ve insanların bilinçlerinde değişikliklere. Var olan sosyalizm olarak tarihe geçen dünya alanındaki değişiklikler özellikle çarpıcıdır.

 

Barışla Savaş arasındaki çelişkiden öte, iki toplumsal sistem arasındaki, sermaye ile emek arasındaki çelişkiden öte, bunlara insan ile onu çevreleyen dünya arasındaki çelişki gibi yeni çelişkiler de eklenmiştir. Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki, gelişmiş ülkelerin nüfuslarının üçte biri ile üçte ikisi arasındaki çelişki ve diğerleri.

 

Bütün bu değişiklikler içerisinden kaçınılmaz olarak, Sosyalizmin dünyadaki yeri ve gelecekteki sürecine ilişkin yakıcı sorular öne çıkmaktadır. Bu sorular, bizim nasıl bir sosyalizm anlayışımız olduğu ile yakından bağlantılıdır.

 

Her ülkenin ve halkın kendine özgü nitelikleri ve yaşamın çok biçimliliği nedeniyle, ayrıca bu sürecin karmaşıklığı nedeniyle, sosyalist gelişimin çok biçimlilik göstermesi anlaşılır ve kaçınılmazdır. Bu karmaşıklık milyonlarca insanın düşünce ve eylemlerinin ürünüdür.

 

Tüm bunları ve Kıbrıs gerçekliğinin kendine özgü özelliklerini göz önüne alarak, bir an için bile olsa siyasal sorunumuzun bugünkü aşamasını ve Kıbrıs sorununa adil, kalıcı ve yaşayabilecek bir çözümün sağlanması için başlıca gereksinimi gözden kaçırmadan, bizim sosyalizm anlayışımızı ortaya koyacağız.

 

Sosyalizm anlayışımızı oluştururken yaşadığımız dünyanın gerçekliklerini, sosyalizm ve kapitalizmin boşlukta olmadığı, birleşik bir dünyayı oluşturan iki farklı kısım oldukları gerçeğini unutamayız.

 

Buna ek olarak, bir yandan insanlığın bugüne kadar yarattığı en iyi şeyleri sosyalizmin benimsemesi ve geleceği yaratması, diğer yandan da yeni bir perspektifi, insana değer veren yeni bir yaşam kalitesini vermesi gerektiği gerçekliği gözümüzden kaçmamalıdır.

 

Sosyalizm anlayışımızı ortaya koymadan önce, bu öneride yer alan belirli temel ilkeler dışındaki noktaların, süreç içerisinde birikecek tecrübelerin ve bunların teorik işlemlerinin temelinde, zenginleştirilmeye ve değişikliklere açık olduğunu vurguluyoruz.

 

Kendi önerimizi ortaya koyarken sosyalist düşüncenin teorik ve tarihsel temelini değerlendirmemizin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu sosyalizmin ideolojik kökleri, pratikteki uygulamalarında görüldüğü gibi kapitalizmin ve sosyalizmin tarihsel yeri ve günümüzün dünyasındaki karşıtlık ve karmaşıklık hakkında değerlendirmelerimizi ortaya koyarak olabilir.

 

SOSYALİZMİN İDEOLOJİK KAYNAKLARI

 

  1. a) Marksizm ve evrensel kültür

 

Marksizm’in ortaya çıkışı ve gelişmesi tesadüfi bir tarihi olay değil, aksine somut olarak yaşamın kaçınılmaz bir sonucuydu. Marksizm, kapitalist toplumsal sistemin gelişmesinin, toplumsal sınıfların biçimlenmesi ve işçi sınıfının tarih sahnesinde görünmesinin, 18. yüzyılın sonlarında ve 19. yüzyılın başında pozitif bilimler alanında yapılan büyük buluşların ve sosyal ve hümaniter bilimlerin gelişmesinin sonucu olarak ortaya çıktı.

 

Marksizm, felsefe, ekonomi politikası ve ütopik sosyalizmin en büyük düşünürlerinin öğretisinin direkt devamı olarak ortaya çıktı. Marksizm, sadece var olan teorilerin sentezi değil, dogmatik olmayan insan düşüncesinin nitel olarak yeni bir aşaması, yaratıcı bir şekilde gelişen teoridir. Marksizm’in en önemli gelişme aşaması Leninizm olmuştur.

 

Marksizm dünya teorisi olarak, toplumsal değişikliklerin analizi ve kavranmasında yardımcı olmasının yanı sıra, metodoloji olarak, her günkü ekonomik ve siyasi mücadelelerinde, sömürü sistemine karşı değişim ve yeni toplumun kurulması mücadelesinde emekçilerin ellerindeki silahtır.

 

  1. b) Sosyal Demokrasi

 

Sosyal demokrasi işçi hareketindeki bir akım olarak, sosyalist vizyonun tutarlı destekçilerinden kapitalist ekonomiyi idare etmek isteyenlere kadar, farklı eğilimleri bir araya getirir.

 

Biz, sosyalizm düşüncelerinin yayılması ve değerlerinin geliştirilmesinde sosyal demokrasinin katkısını takdir ediyoruz. Bazı kapitalist ülkelerde, çalışanların refahlarının ve sosyal güvenliklerinin artmasına yardımcı olan sosyal reformların gerçekleşmesine katkısını takdir ediyoruz.

 

Bu anlayışla, sosyal demokrasinin biriktirdiği zengin ve çok yönlü ancak çelişkili deneyimi inceliyoruz ve hem günlük pratikte, hem de sosyalist toplum anlayışımızın ortaya konulmasında olumlu her şeyi değerlendirmeye çalışıyoruz.

 

Çalışanların sömürüden kurtuluşuna yol açmadığı için, sosyal demokrasinin iktidarı toplumun gelişmesini nitel olarak yeni aşamalara götürmemiş olmasına rağmen, barış ve silahsızlanma, çevrenin korunması, toplumsal ilerleme ve sosyalizme geçiş mücadelesinde müttefikleri sosyal demokrasinin çehresinde görüyoruz.

 

  1. c) Leninist anlayış

 

Sosyal demokrasi olduğu kadar, genel olarak işçi hareketinin ve daha geniş olarak dünya ilerici hareketinin bilgi ve pratiğinin tümü bizim için üzerinde düşünülecek, tecrübeler edinilecek kaynağı teşkil etmektedir. Ancak hiç şüphesiz bu alanda egemen noktayı, Marksizm’in nitel olarak gelişmiş ve zenginleştirilmiş aşaması olan Leninizm teşkil eder. Sosyalizm için Leninist anlayışın eleştirel bir şekilde sınanması sorgulanması, ama aynı zamanda bu anlayıştan uzaklaşmaların ve sapmaların belirlenmesi de, bu önerinin yanıt vermeye çağrıldığı soruların da olduğu gibi, teorik ve tarihsel yaklaşımın gerekli hayati kısmını teşkil eder.

 

Sosyalizm için Leninist anlayış çağdaş diyalektik öğretinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu anlayışın ana unsurları şunlardır:

 

  1. Toplumsal değişimin strateji ve taktiği.
  2. Emekçilerin iktidarı.
  3. Emekçi halkın lehine verilen günlük mücadeleler temelinde kazanılan siyasal önderliğin aracı olan emekçilerin partisinin liderlik rolü.
  4. Planlı kalkınma yasalarının, sosyalizmin çerçevesinde değer ve pazar yasasının tamamen değerlendirilmesinin çerçevesinde ulusal ekonominin planlanması.
  5. Rasyonalist olarak hesaplanmış iş arzı temelinde paylaşım için sosyalizmin temel ilkesinin uygulanması.
  6. Toplumsal yani sosyalist mülkiyetin çok biçimliliği.
  7. Sosyalist üretim biçimi olarak kooperatiflerin tanınması.
  8. Yurttaşların yönetimde, emekçilerin ekonominin idaresinde aktif olarak yer alması.
  9. Ayrı bir güç haline dönüşmeksizin devlet mekanizmasının var olması ve işlemesi.
  10. Ulusal sorunun doğru çözümü.
  11. Toplumun tamamen demokratikleştirilmesiyle demokrasinin istikrarlı bir şekilde genişlemesi.
  12. Barış ve halkların haklarından yana bir dış politikası olan sosyalist hukuk devleti.
  13. Gerçekten layık olanların hakkıyla yerlerine gelmeleri temelinde insan gücünün değerlendirilmesi.

 

Zamanın ilerlemesiyle, özellikle Stalin döneminde bu noktalardan bazılarının yerini bu anlayışı çarpıtan tezler aldı. Sosyalizm hakkında Leninist ve genel olarak bilimsel anlayışta yapılan ana çarpıtmalar, bunlardan kaçınılma amacıyla incelenebilir ve incelenmelidir. Bu çarpıtmalardan en önemlileri şunlar olmuştur:

 

  1. Üretim araçlarının toplumsallaştırılmasının devletleştirilmesi ile özdeşleştirilmesi ve aynı zamanda diğer biçimlerin reddedilmesi ya da önemsizleştirilmesi.
  2. Demokrasinin genişlemesi yerine otoriterliğin ve lider-liderliğin yanılmazlığının konulması.
  3. Değer yasasının ve genel olarak ekonomiyi yönetim yöntemlerinin kullanılmasının yanı sıra planlı ekonominin değerlendirilmesinin yerine, otoriterliğin, dengesiz kalkınmaya ve krize neden olan durumlara yol açan idari-bürokratik yöntemlerin konulması.
  4. Siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamda kendi kendini denetlemenin ve demokratik düzenlemelerin eksikliğinin, aşamalı bir şekilde halkın siyasi erkten, üretim araçlarından maddi ve kültürel değerlerin paylaşımı ve idaresinden yabancılaşmasını getirmesi.
  5. Var olan somut zorlukların ve düşmanca çevrenin ekonomik tecritle büyük güçlükler yaratması ve var olan somut güçlükler sosyalist devletin kendi içerisine kapanmasının zeminini ve yanı sıra bu hareketin gerekçesini de teşkil ettiler. Bu eğilimin ardında meselelere teorik ve pratik yaklaşımdaki sübjektif eksiklikler ve zaaflar vardı.
  6. Partinin devletle özdeşleştirilmesi ve yönetim modeli olarak tek partililiğin egemen olması.
  7. Hayatın çeşitli alanlarında dogmatizm.
  8. Liderliğin parti tabanından, işçi sınıfından ve halktan kopması.
  9. Bürokratik mekanizmanın çıkarlarının genel olarak partinin, sınıfın ve halkın çıkarlarıyla özdeşleştirilmesi.
  10. Demokratik merkeziyetçilik ilkesinin, bürokrasi haline dönüşecek noktaya kadar çarptırılması.
  11. Enternasyonalizmin yanlış yorumu ve uygulanması
  12. a) Model ve anlayışın mekanik şablonculuğuna,
  13. b) Komünist partiler arasında yeterli iletişimin olmamasına,
  14. c) Dünya sosyalist sisteminin, dünya komünist ve devrimci hareketinin parçalanmasına,
  15. d) Emperyalizmin saldırıları karşısında komünistlerin birleşik faaliyeti imkanının zayıflamasına yol açmıştır.
  16. Marksist düşüncenin yaratıcı gelişiminin gecikmesi ve meselelere karşı koyuşta yerle bir edici akımlar.

 

Bu tür hususlar şu ya da bu derecede, komünist partileri etkilediler ve uluslararası komünist harekette bugünkü kriz olgularına yol açtılar.

 

ÇAĞDAŞ DÜNYA VE ÇELİŞKİLERİ

 

Başlangıçta da vurguladığımız gibi, önerimiz çağımızın gerçekliğinin dışında olamaz. Bu nedenle tüm karmaşıklığı içerisinde bu gerçekliği analiz etmemiz gereklidir.

 

  1. a) Çelişkiler

 

Günümüzün çok yönlü, dinamik ve karmaşık dünyası rekabet halindeki akım ve çelişkilerle doludur. Ancak aynı zamanda birbirlerine bağımlılıklar ve çok çeşitliliğin birlikteliğini arz eden bir durumdadır. İşte bu birbirine bağımlılıklar ve bu birliktelik günümüzün çelişkilerine yeni bir yorum ve sıralama getirmektedir.

 

Baş çelişki, insanlığın kurtuluşu imkânı ile yok olması tehlikesi arasındaki çelişkidir. Çözümünün önkoşulu bütün insanlığın ortak çabalarıdır.

 

Dönemimizin temel çelişkisi sosyalizm ile kapitalizm, emekle sermaye arasındaki çelişki olmaya devam etmektedir. Baş çelişkinin çözümünün uzun bir süreç olması nedeniyle, iki karşıt sosyo–politik sistemin barış içerisinde işbirliği ve rekabet çerisinde var olmaları bir gerekliliktir.

 

Günümüzde kapitalist dünya ülkeleri arasında, özellikle de emperyalist merkezler arasında çelişkiler varlıklarını sürdürmektedir.

 

Gelişmiş kapitalist ülkelerle “üçüncü dünya” arasındaki eşitsizlik özellikle artmış görünmektedir.

 

“Üçüncü dünya” ülkeleri arasındaki çelişkiler dünya barışı ve istikrarı için ciddi tehdit olmaya devam etmektedir.

 

Tüm bu çelişkiler, birbirine bağımlılıklar ve dünyanın karmaşıklığı, insanların karşı karşıya oldukları evrensel nitelikteki sorunlara artan boyutlar veren bilim ve teknoloji devriminin dev gelişmesinden etkilenmektedir.

 

Bu koşullar içerisinde siyasal ve ekonomik eşitlik temelinde devletlerarası ilişkilerin yeniden değerlendirilmesi, yeniden belirlenmesi ve yeniden inşası acil gereksinimlerdendir.

 

Bunun için, dönemimizde devrimci yeniden inşa (perestroika) insanlığın ileriye doğru hareketinde bir aşamayı teşkil etmektedir.

 

Yeni düşüncenin çağdaş ve eleştirel ruhuyla hem kapitalizmin, hem de sosyalizmin tarihsel yerini değerlendiriyoruz.

 

  1. b) Kapitalizm

 

Günümüzde kapitalizm toplumsal sistem olarak gelişmesinin özel bir aşamasında bulunmaktadır ve devlet kapitalizminin çok gelişkin bir sistemini teşkil etmektedir. Günümüzde kapitalizm, çelişkiler içerisinden ve başka ülkelerin aleyhine olarak da, temelde gelişmiş ülkelerde yeni koşullara uyum sağlamakta olan bir sistemdir.

 

Kapitalizmin uyum sağlama süreci bu sosyo-ekonomik sistemin tarihinde yeni bir olgudur. Bu uyum sağlama olgusu, tarihsel olarak, büyük Ekim Sosyalist Devrimi ve 1929-1933 arasındaki büyük ekonomik krizden sonra kapitalizmde görülen bir niteliktir. Kapitalizmin bu yeni hususu zamanı geçmiş biçimlerin reddedilmesidir ve bunun yanı sıra kapitalist toplum biçimini hayatta tutmanın aracıdır.

 

Bu olgunun varlık nedenleri kendi zaafları ile kapitalizm üzerinde ana baskı aracı olmuş olan ve emekçilerin mücadelelerine, işçi sınıfının daha iyi yaşam ve çalışma koşulları için, yaşam düzeyinin iyileştirilmesi için mücadelelerine ivme kazandırmış olan sosyalizmin yeni toplumsal sistem olarak ortaya çıkışıdır. Bilim ve teknoloji devriminin sağladıklarının üretici güçlerin korkunç gelişimi için kullanılması, kapitalist devletin yeni rolü, uluslararası kapitalist organizasyonlar, örgütler ve birlikler ve diğerleri.

 

Uyum sağlayabilirliğine rağmen, kapitalizm çelişkilerini aşmasında bugün çıkmazla karşı karşıyadır. Eski yeni, toplumsal ve diğer çıkmazlar öylesi bir haldedir ki, kapitalizm bunlara karşı koyabilecek durumda değildir. Tüm bunlara rağmen, kapitalizm egemen olma ideolojisini ve politikasını terk etmiş değildir. Burjuva ekonomi uzmanları ve teorisyenleri kapitalizmin yüksek yaşam düzeyi ve özgürlükler sunan tek sistem olduğunu savunmaya devam ediyorlar. Kapitalizmin sadece gelişmiş kapitalist ülkelerde olmadığını, gelişmekte olan ülkelerde de olduğunu ve bu ülkelerde insanların çoğunluğun sefalet koşullarında yaşamakta olduklarını unutuyorlar. Bu toplumda sadece refah içerisinde olanların, servet sahibi büyük yatırımcıların değil, sistemin yarattığı işsizlerin, kalacak yeri olmayanların, okur yazar olmayanların da yaşamakta olduklarını unutuyorlar. İnsanların üçte birinin en yoksul koşullarda yaşıyor olması günümüzün kapitalist toplumunun eseridir. Bu olgu esas olarak gelişmiş ülkelerde gözlenmektedir. Gelişmiş kapitalist ülkelerde sınıfsal çelişkiler ve sınıf savaşımı ortadan kalkmamıştır.

 

Buna ilaveten, kapitalist ülkelerdeki devlet sisteminin yurttaşlar arasında ayırımları muhafaza etmesine, kitleleri temel insan haklarından yoksun bırakmasına da kasten gözler kapanmaktadır.

 

Bunun yanı sıra, üçüncü dünya ülkelerinin yıllardır devam etmekte olan sömürülmesinin kapitalizmin gelişmesinin temel dayanağını teşkil ettiği görülmelidir.

 

Tüm bunlar kapitalizmin kriz olgularını aşmadığını ve günümüz dünyasının çıkmazlarından çıkışının yolu olmadığını kanıtlamaktadır. Elbette ki, eğer sosyalizm birinci pratik uygulamasında sistem olarak gerçek olanaklarını ortaya koymuş olsaydı, bu gerçek bugün evrensel bilinç olmuş olurdu. Maalesef bu olmadı.

 

  1. c) Sosyalizm

 

Teşebbüs edilen sosyalizm uygulamasının somut biçimi karşısında bugün tamamen eleştirel bir yaklaşım içerisinde olmak gerekmektedir.

 

Büyük Ekim Devrimi dünya çapında tarihi bir olaydı. Çünkü insanlık tarihinde yeni bir dönemin, sosyalist topluma geçiş döneminin başlangıcı oldu. Ekim Devrimi ile, her tür sömürü ve baskıdan kurtulmuş özgür insanların toplumu için sosyalizmin yüksek idealleri hayata geçirilmeye başlandı.

 

Sosyalist ülkelerdeki emekçilerin sosyal ve diğer kazanımları kapitalist ülkelerdeki emekçilerin sınıfsal taleplerinde örnek oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Hitler faşizminin çökertilmesinde SSCB’nin katkısı büyük rol oynadı. Savaş sonrasındaki yıllarda, esas olarak sosyalist ülkelerin barışçıl politikaları sayesinde büyük çaplı askeri çatışmalardan kaçınıldı. Sömürgeciliğe ve yeni sömürgeciliğe karşı büyük mücadelede ulusal kurtuluş hareketleri sosyalist dünyanın desteğini dayanak aldılar.

 

Özellikle, dünya çapında ilerlemeye ve barışa sunduğu katkılar gibi, yaşamın bütün alanlarında sosyalizmin başarıları hiçbir şekilde görmezlikten gelinemez.

 

Tüm bunlara rağmen, sosyalizm somut olarak sahip olduğu dev olanaklarını geliştiremedi. Var olan sosyalizmin ülkeleri diye anılan ülkelerde oluşan gerçeklik sosyalist devrimlerin koydukları hedeflere cevap vermemektedir. Somut güçlüklerin ötesinde bunun ana sebebi sosyalizmin inşa ediliş biçiminden kaynaklanmaktadır. SSCB’de ortaya çıkan ve bütün sosyalist ülkelerde hâkim olan somut modelden kaynaklanmaktadır. Lenin’in ölümünden sonra ve özellikle Stalinizm’in hâkim olduğu yıllarda, öylesi bir gidişat izlendi ki, teori ve pratikte öylesi tercihler yapıldı ki, bunlar sosyalizm hakkında Leninist anlayışın çarpıtılmasına yol açtılar.

 

Sosyalizmin bu somut yönetimsel-emirsel modeli aşamalı bir biçimde krize doğru sürüklendi ve ardından sosyalizmin devrimci yenilenmesi tarihsel bir gereksinim olarak ortaya çıktı. SBKP’nin insiyatifiyle başlayan perestroika ile sosyalizmin devrimci inşası girişimi ortaya konulmaktadır. Perestroika Leninist anlayışı ve sosyalizmin insancıl içeriğini geri getirmeyi, onu saptırmalardan, dogmatizmden ve bürokrasiden kurtarmayı hedeflemektedir. Onun adına işlenen suçları mahkûm etmekte, geniş bir anlayışla tartışmakta ve çağdaş sorunlara çözümler bulmaya çalışmaktadır. Tamamen insancıl değerlere saygı, demokrasi ve şeffaflık sosyalizmin yenilenmesinin temelinde bulunmaktadır. Günümüzün birleşik ve karşılıklı olarak bağımlı dünyasında antagonist çelişkiler enternasyonalizmin ve anti-emperyalist dayanışmanın öneminin ve gerekliliğinin altını çizmektedir. Emperyalizmin içinde faaliyet gösteren ve yeniden türemeye devam eden, hegemonyacılık ve soğuk-sıcak savaş özlemcilerinin karşısında, barış ve ilerleme güçlerinin ellerindeki önemli silahı enternasyonalizm ve anti-emperyalist dayanışma teşkil etmektedir. Bu güçler yeni sömürgecilik ve ırkçılıkla, neofaşizmle ve kapitalizmin gelişmiş olduğu ülkelerdeki çalışanları sömürmeyi yoğunlaştırarak, kurtuluş hareketlerini ezmeyi ve boğmayı hedefleyen halk karşıtı gerici politikalar izlemektedirler. Enternasyonalizm ve anti-emperyalist dayanışmanın gerekliliğinden şüphe duyanların sesleri karşısında karşıtlığımızı bugünkü dünyanın objektif görüntüsünü göz önüne alarak dile getiriyoruz. Gerekli olan enternasyonalizmin ve anti-emperyalist dayanışmanın ortadan kaldırılması değil, daha da zenginleştirilmesi ve içeriğinin derinleştirilmesidir, enternasyonalizmin ve anti-emperyalist dayanışmayı dile getiren güçlerin güçlendirilmesidir. Her tür siyasi, sosyal ve ulusal baskıya, emperyalizme, sömürgeciliğe, yeni sömürgeciliğe ve ırkçılığa karşı mücadele eden halklarla enternasyonalist dayanışma ve enternasyonalizm anlayışını üyelerinde ve genel olarak çalışanlarda geliştirmeye AKEL devam edecektir.

 

KIBRIS VERİLERİNDE BİZİM SOSYALİZM ANLAYIŞIMIZ

 

  1. TARİHSEL BİÇİMLENİŞİYLE EKONOMİK VE SOSYAL GERÇEKLİK OLARAK KIBRIS’TA KAPİTALİZM

 

Kıbrıs yakın zamana kadar az gelişmiş bir tarım ülkesi idi. Bağımsızlığın ilan edilmesiyle karşılaştırmalı olarak geri kalmış ve az gelişmiş bir ekonomiyi miras aldı. Bağımsızlığın ilanını izleyen yaklaşık otuz yılda ve özellikle de son 15 yılda ekonomik ve sosyal alanda önemli nicel ve nitel değişiklikler yaşandı. Bu değişiklikler temelinde Kıbrıs orta düzeyde kapitalist gelişmeye sahip bir ülke olarak nitelenebilir. Kıbrıs’ın yüksek kalkınma hızına sahip olduğu ve bunun sonucu olarak da ekonominin maddi ve teknik temelinin çağdaşlaştığı ve genişlediği gözlenmektedir. Ekonomik alanda modernizasyonlar yaşanmakta, yeni sektörler ortaya çıkmakta ve bilimsel ve teknolojik devrimin başarıları üretim sürecinin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir ve emeğin üretim gücünün artması sonucunu yaratmaktadır. Maddi üretimde sanayi sektörünün, istihdam ve Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) içindeki payı itibarıyla da hizmetler sektörünün başı çektiği görülmektedir. Bunlara paralel olarak, ülkenin uluslararası düzeyde çalışma paylaşımındaki katılımı güçlenmektedir. Kapitalist işletmeler boyutlarını ve faaliyetlerini büyütmektedir ve bunun sonucunda tekel ve az sayıda elde yoğunlaşan sermaye küçük ve orta boyutlu işletmelerle birlikte mevcut olmaktadır. İş gücü gelişmekte, üretimin gereksinimlerine uyum sağlamaktadır. Halkın yaşam düzeyi hissedilir şekilde yükselmektedir, ama bu burjuvazi tarafından bağışlanmamıştır. Bu gelişme, emekçilerin partisi AKEL liderliğinde sınıfsal örgütlenmeleriyle emekçilerin verdikleri çetin sınıf mücadelelerinin sonucudur.

 

KIBRIS TOPLUMUNUN SINIFSAL YAPISI

 

Kıbrıs’ta kapitalizmin gelişmesi temelinde somut bir sınıfsal yapı biçimlenmiştir. İşçi hareketinin gerçek olanakların doğru değerlendirmesi ve hedeflerin doğru bir biçimde belirlenmesi, ülkenin sosyal ve sınıfsal yapısı hakkında objektif bir anlayışın biçimlendirilmesi yeteneğine büyük derecede bağlıdır. Ücretli işte çalışanların sayısının artması da yaşanan değişiklikleri göstermektedir. Ücretli emeğin artışı toplam nüfus içerisinde işçi sınıfının özgün ağırlığını arttırmaktadır. Kıbrıs’ta ücretli çalışanların sayısı sürekli artış göstermiş, 1985’te istihdam nüfusunun yüzde yetmişine ulaşmıştır.

 

İşçi sınıfı

 

Kıbrıs’ta nüfusu en fazla olan sınıftır. Üretim araçlarına sahip olmadan yaşamak için emek gücünü satan ücretli çalışanlar da bu sınıf içerisinde yer alırlar. Gelirleri, üretimdeki yerleri ve rolleri temelinde orta katmanlar ya da burjuvazi içinde yer alan ücretli çalışanlar da mevcuttur. 1985’te işçi sınıfı istihdam nüfusunun yaklaşık yüzde 56-57’sine ulaşmıştır.

 

Burjuvazi

 

Saf bir sınıf değildir. Küçük, orta ve tekelci diye ayrılır. Kapitalist işletmelerin çoğunluğunu küçük ve orta boyutlu işletmeler teşkil etmektedir. Ancak büyük işletmeler kazanç dağılımında en büyük payı almaktadır. Kıbrıs’ta burjuva sınıfı istihdam nüfusunun yaklaşık yüzde 5-6’sıdır.

 

Çiftçiler

 

Sürekli ve istikrarlı bir şekilde sayıları azalmaktadır. İstihdam nüfusundaki oranları yaklaşık olarak yüzde 13’tür. Çoğunluğu yoksul ve orta gelirli çiftçilerdir.

 

Orta katmanlar

 

Bütün meslek dallarındaki serbest meslek sahipleri ile üretimde önemi role ve yüksek gelire sahip olan ücretlilerin teşkil ettiği orta katmanlar birleşik bir katman değildir. Zaman içerisinde pek çokları işçi sınıfına, bazıları da burjuvaziye dahil olurlar. İstihdam nüfusundaki oranları yüzde 20-30’dur.

 

Zihin emekçileri

 

Bir sosyal katmanı teşkil ederler. Burjuvazi, işçi sınıfı ya da orta katmanlar içerisinde yer alabilirler. Zihinsel emeğin ücretli hale geldiği ve aydınların bazı bölümlerinin işçi sınıfının saflarına katılma eğilimi gözlenmektedir. İstihdam nüfusundaki oranları yüzde 10-13’tür.

 

Kıbrıs’taki kapitalizmin gelişmesinin analizi ve toplumun sınıfsal yapılanması ülkemizin tarihsel sürecinde biçimlenmiş gerçekliğin temel unsurlardır. Halkımızın ilerici geleneklerinin analiziyle bu tablo tamamlanmaktadır.

 

İlerici mücadeleci gelenekler ve genel olarak halkımızın tarihsel mirası ilham ve örnek alınacak kaynaklardır. Halkımızın mücadelelerinin başarılarını dayanak alarak ve geçmişten gelen tecrübeyi yaratıcı bir şekilde değerlendirerek ileriye doğru istikrarlı bir biçimde ilerlemekteyiz. Yeni sosyalist toplumun inşası tarihimizi, halkımızın mücadeleci geleneğini, halkımızın kurtuluş mücadelesinin ve çalışanların çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesinin her tarihsel aşamasını yansıtan gelenekleri dayanak alarak gerçekleştirilebilir. Enternasyonalizmle ayrılmaz bir bütünlük içerisindeki yurtseverlik, halkımızın sürekli gelişme süreci için mücadele ve fedakârlık halk hareketimizin mücadeleciliğinin ve canlılığının bilinen ana nitelikleri oldu ve olmaya devam etmektedir. Sömürgeciliğe karşı mücadelelerden, Kıbrıs’ın kurtuluşu mücadelesinden, işgale, yabancı müdahalelere ve faşizme karşı iç cephede eylem birliği için mücadeleden, Kıbrıslırumların-Kıbrıslıtürklerin dostluk ve işbirliğini geliştirme mücadelesinden, demokrasi ve meşruiyetin gelişmesi için çalışanların haklarının ve haklılığının savunulması mücadelesinden kaynaklanan geleneklerin devamı ve zenginleştirilmesi temel hedef olmaya devam etmektedir.

 

  1. TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMÜN HAREKETLENDİRİCİ GÜÇLERİ – ARAÇLARI VE YÖNTEMLERİ

 

Her ülkede olduğu gibi, Kıbrıs’ta da hareketlendirici güçlerin somut sentezi ve bunların siyasi ittifak biçimi somut koşullar, sosyalizmin inşasının toplumsal ve siyasal sürecinin niteliği ve doğası tarafından belirlenecektir. Sosyalizm mücadelesi, demokratik süreçler içerisinden ifade edilen halkımızın siyasal çoğunluğunun kazanımını dayanak alacaktır ve geniş halk katmanlarının çıkarlarının öne çıkarılması ve sürekli aydınlatma için her gün mücadele ederek başarılacaktır. Siyasal çoğunluğun kazanılması, toplumsal dönüşümün yaşama geçirilmesini isteyen bütün siyasal güçlerin işbirliği ve ittifakı aracılığıyla gerçekleştirilecektir. Somut olarak, toplumsal adalet ve eşitliği isteyen halkımızın çoğunluğudur, doğal olarak her biri kendi çıkarlarını öne çıkarmak için harekete geçen işçiler-memurlar-çiftçiler-serbest meslek sahipleri-orta kesimler-zihin emekçileri-aydınlar-halktan din adamlarıdır. Bu nedenle de sosyalist toplumun inşası için zorunlu olarak bir dizi geçiş döneminden geçeceğiz ve bu dönemlerin her birinde bir dizi somut meseleler çözüme kavuşturulacaktır. Her somut geçiş döneminde, ulaşılmak istenen ana hedeflere göre somut toplumsal ve siyasal ittifaklar biçimlenecektir. Hareketlendirici güçleri, ulusal köken açısından Kıbrıs’ın iki toplumu Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler kadar, Ermeniler, Latinler ve Maronitler de teşkil etmektedir. Bu da hem toplumsal dönüşüm hem de sosyalizmin inşası için önkoşul olarak öne çıkan ulusal meselenin doğru çözümünü dayatan bir artı nedendir.

 

  1. ULUSAL MESELE

 

Sosyalizm, ulusal farklılıklar ve özelliklerin yapay bir şekilde giderilmesi yönünde hiçbir teşebbüs yapılmaksızın ulusal meselenin çözümü için her olanağa sahiptir. Sömürgecilik koşulları içerisinde, Lenin ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı radikal ilkesini öne çıkardı. Bugün sömürgecilik koşullarından çıkış tamamlanmakta ve toplumun gelişmesiyle büyük devletlerin avantajlarının giderek daha da belirgin olacağına dair Lenin’in öngörüsü doğrulanmaktadır. Bütünleşmenin somut akımları “ulusal” devletlerle bağdaşmamakta ve çeşitli otonomi biçimleri aracılığıyla milliyetlerin ve halkların kendi özelliklerini başarıyla korudukları çok uluslu devletlerin oluşmasına yol açmaktadır. İnsan hakları birinci planda öne çıkmakta ve ulusların hakları adına bunların ihlali geçmişe yapışıp kalma sayılmaktadır. Kıbrıs sorunu yabancı müdahaleler ve işgal sorunudur ve bunlar Kıbrıslırumlar-Kıbrıslıtürkler arasındaki ilişkilerde sorunların kaynağını teşkil etmektedir. Kıbrıs sorunun çözümü, sosyalizm için mücadelenin önünde birinci planda öne çıkmaktadır.

 

Kıbrıs halkının tümü kendi kaderini tayin biçiminin uluslararası yanı konusunda zaten karar vermiştir ve bu bağımsız, egemen, toprak bütünlüğü olan bir devletin korunmasıdır. Kendi kaderini tayinin iç yanı konusunda da Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıs halkının isteğine uygun olarak federal devlete dönüşümü sorunun çözümü için doğru bir temeli teşkil etmektedir. İki toplumun sosyalist geleceği enosis ile, bölünme ile ya da çifte enosis ile bağdaşmaz, ama birleşik bir Kıbrıs ile sıkı sıkıya bağlıdır. Sosyalist federasyon kesin bir biçimde insan hak ve özgürlüklerinin yanı sıra siyasal eşitlik çerçevesinde iki toplumun haklarını da temel almalıdır. Sosyalist devlet içerisinde, ayrılıkçılık girişimleri geçmişe yapışıp kalma olarak görülüp Kıbrıs halkı tarafından bunlara karşı konulmasını sağlayacak, iki toplumun ilişkilerinde çözüm bekleyen konularda çözümlerin aranacağı koşulların yaratılmasına çalışılacaktır.

 

  1. EKONOMİK TEMEL

 

Herhangi bir toplumun inşası için şüphesiz ana unsuru ekonomik temeli ve bunu biçimlendiren üretim ilişkileri, idare mekanizmaları ve yönetim teşkil etmektedir. Dolayısıyla öncelikle üretim ilişkilerinin özünü oluşturan mülkiyet ve biçimlerini incelememiz gereklidir.

 

Sosyalizmde mülkiyet

 

Mülkiyet ve biçimleri sosyalizm anlayışının merkezi, temel unsurunu teşkil etmektedir. Mülkiyet, üzerinde toplumsal ilişkilerin, hukuki ve diğer kurumların, genel olarak Marksizm’in çok isabetli bir şekilde üst yapı olarak belirlediği temeli oluşturur. Üretim araçlarında toplumsal mülkiyet (devlete, topluma, yerel yönetimlere, kooperatiflere vb. ait mülkiyet) sosyalist sistemin temel karakteristiğini teşkil eder. Yani temel üretim araçlarının görece olarak küçük bir insan gurubuna ait olduğu kapitalizmin aksine, sosyalizmde toplumsal zenginliğin hakken sahibi çalışanlardır. Üretimin toplumsal bütünün hizmetine girmesi için, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti ekonomik sömürünün ortadan kaldırılması için önkoşulları yaratmaktadır. Üretim araçlarından ve işlerinin sonuçlarından çalışanların yabancılaşması olgusu mülkiyetin pratikte toplumsallaştırılmasının ve çalışanların katılımıyla özyönetimin sağlanmasının gerekli olduğunu açıkça göstermektedir. Aynı olgu devlet mülkiyetinin toplumsal mülkiyetle özdeşleştirilmesine ve hatta toplumsallaştırmanın yegâne kriterine merkezi idare koşullarında devletleştirmenin basitleştirilmesine koşullarına yol açmaktaydı. Sosyalizmde mülkiyet hakkında yanlış anlayış yaşamda eksikliklerle ya da diğer mülkiyet biçimlerinin zayıflığıyla, şiddet yoluyla mecbur bırakmayla, kooperatiflere verme ile ve ekonomi için acı sonuçları olan başka biçimlerde ifade buluyordu. Sosyalizmde mülkiyetin çok çeşitliliği bugün genel olarak kabul edilmektedir. Bizim anlayışımıza ve daha genel anlayışa da göre, sosyalizmde temel mülkiyet biçimleri olarak kabul edilenler şunlardır: Tüm halkın mülkiyeti, kooperatif, özel ve şahsi mülkiyet. Bunlar sırayla şu şekilde ayrılabilirler: Tüm halkın mülkiyeti devlet, yerel yönetim, topluluk, (Kıbrıs’ta özel bir önemi olan, bütün halk tarafından kabul edilen, tarımsal ekonominin merkezindeki ve ilerici biçimdeki) kooperatif mülkiyeti diye; özel mülkiyet üretim araçlarındaki ve diğer teçhizattaki diye ayrılabilirler. Doğal olarak yukarıdaki biçim ve türlerin bağlantılı şekilleri, yani karma mülkiyet biçimleri de buraya eklenebilir. Kıbrıs’ın somut koşullarında, bu çerçevede serbest meslek sahiplerinin, küçük sanayicilerin ve diğerlerinin alanı korunacak ve bu alana yardım edilecektir. Bu mülkiyet biçimleri temelinde, ekonominin idaresi için denk düşen mekanizmanın inşası doğru olacaktır. Bir yandan ekonominin ve toplumsal kalkınmanın programlanması, diğer yandan da sosyalizm çerçevesinde serbest pazarın varlığı ve normal işleyişi bu mekanizmanın temel unsurlarını teşkil edecektir.

 

  1. DEMOKRATİK PROGRAMLAMA

 

Sosyalist bir toplumda ekonominin demokratik programlaması ulusal ekonominin yönetilmesinin önceliklerini yerel ve şahsi inisiyatiflerinkilerle bir araya getirmelidir. Bu çerçevede merkeziyetçiliğin gücü merkezin üstleneceği sorunların sayısında değil; sorunların içeriğinde, niteliklerinde ve çözüm olanaklarında yoğunlaşacaktır. Sadece daha alt düzeyde çözülemeyen sorunlar merkezin yetkileri içerisinde yer almalıdır. Bu tür sorunlar şunlar olabilir:

 

  1. Ekonomi stratejisinin hazırlanması
  2. Ulusal ekonominin kalkınmasında hedef ve önceliklerin belirlenmesi
  3. Ulusal ekonominin temel dengelerinin belirlenmesi
  4. Birleşik bilimsel, teknik, düzeltici ve yatırımcı bir politikanın tayin edilmesi ve uygulanması

 

Daha alt düzeylerde merkezin etkisi idari bürokratik yöntemlerle değil, ekonomik yöntem ve araçlarla sağlanmalıdır. Merkezi programlama, bilimsel olarak kanıtlanan ekonomik ve sosyal hedefler üzerinde çalışarak farklı çıkarların bir araya getirilip birlikte hesaplanmasına, bu hedeflerin yaşama geçirilmesini sağlayacak önlemlerden oluşan paralel öneriyle farklı çıkarların etkilenmesi için alınacak önlemlerin verimliliğinin belirlenmesine dayanmalıdır. Sosyalizmde mülkiyetin çok çeşitliliğinin hesabı ekonomik ve sosyal kalkınmanın başarılı bir şekilde programlanmasının temel önkoşulunu teşkil etmektedir. Demokratik programlamada halkın temsilcileri ve çalışanların kendileri yer alırlar.

 

Sosyalizm çerçevesinde pazar

 

Sosyalizm çerçevesinde pazarın işlemesi sosyalist toplumun kalkınması için şarttır. Dolayısıyla sosyalizm çerçevesinde pazarın normal işleyişi bir zarurettir ve bunun için gerekli önkoşulların sağlanmalıdır. Programlamayı ve serbest pazarı bir araya getiren yenilenmiş sosyalizmin ekonomik sistemi

 

  1. Kalkınma hedefleriyle üretimin nitel ve nicel büyümesinin
  2. Sunulan iş ve nihai sonucu ile bağlantısı temelinde ücretin farklılığının
  3. Bir iş dalında, sektöründe ya da bölgesinde artan iş gücünün serbestliğini ve nerede gereksinim varsa oraya tam ve üretici istihdam koşulları içerisinde aktarımının
  4. Temel üretim ve tüketim biçimi olarak kooperatifçiliğin güçlenmesini ve gelişmesinin
  5. Ekonominin kamusal ve yarı kamusal alanının üretken ve kazançlı bir şekilde değerlendirilmesinin diyalektik birliğini sağlamalıdır.

 

Yukarıdakiler ekonominin dengeli olmasının yanı sıra manevra gücünün de güçlenmesini sağlayacak olan, sosyalizm çerçevesinde pazarın programlı bir şekilde gelişmesi ve güçlenmesi yöntemlerinin iyileştirilmesi ve çağdaşlaştırılmasının birlikte olmasını hedeflemektedir. Bunların başarılması için temel önkoşullar bir yandan bilimsel teknolojik devrimin sonuçlarının tam olarak değerlendirilmesi, diğer yandan da yönetime ve halkçı denetime çalışanların geniş katılımıdır. Mevcut ekonomik temel üzerinde ona denk düşen toplumsal üst yapı yükselir ve inşa edilir. Diğerlerinin arasında bu üst yapıda çok partili siyasal sistemin işleyişi, şeffaflık, hukuk devleti, hukuki sistem, bireysel özgürlükler, toplumsal adalet vb. gibi, böylesi özlü unsurlar yer bulmalıdır.

 

  1. TOPLUMSAL ÜST YAPI

 

  1. a) Sosyalist Demokrasi ve Çok partililik

 

AKEL için yegâne iktidar kaynağı halkın egemen iradesidir. Hedeflediğimiz sosyalist hukuk devleti herhangi bir sınıfın diktatörlüğü ile uzlaşmazdır. Sosyalizmde dahi halkın farklı kesimlerinin çıkarları çeşitlilik arz edecektir ve bu da farklı hareketlerin, birliklerin ya da partilerin faaliyetinin serbestliğini dayatmaktadır. Dünyada yaşanan siyasal ve ideolojik farklılaşma süreçleri de partilerin var olmasının gerekliliğini göstermektedir. Bunun ötesinde, erkin ayrılması devletin yönetiminde gerekli dengeyi, denetimin varlığının ve iktidarın gaspından kaçınmanın güvencesini sunmaktadır. Ama erklerin ayrılması partilerin serbest işleyişi olmadan başarılamaz. Partiler de sıralarıyla, bireyin siyasal süreçlere ve işlemlere karışmasının temel biçimini teşkil etmektedirler. Partiler olmaksızın, sosyalist devlet ve toplumun davalarına yurttaşların katılımı güçlüklerle karşılaşacak ve sonuçta yabancılaşma ve gerileme olacaktır. AKEL iktidar tekelini talep etmemektedir, demokratik dürüst işlemler aracılığıyla ifade edilecek olan, halkın egemen iradesinin ürünü olacak olan, demokratik bir şekilde iktidarın el değiştirmesini, anayasada ya da devlet biçiminde değişiklikleri kabul etmektedir.

 

  1. b) Şeffaflık

 

Hem sosyalizme gidiş sürecinde, hem de hedeflediğimiz demokratik sosyalist devlette, bütün alanlarda şeffaflığın uygulanması temel siyasi hedeflerden biridir. Partilerin, hükümetin kamu organizasyonlarının ve kitle iletişim araçlarının faaliyetlerinde şeffaflık koşullarının egemen olması, eleştiri ve özeleştirinin yaygınlaşması, tüm bunlar birlikte sosyalizm ve ülkenin ilerlemesi için ilham alarak halkın mücadele etmesinde güçlü unsurları teşkil etmektedir. Şeffaflığın gelişmesi sadece sosyalist sistemin demokratik ve insani özünün ifadesinin gerekli bir koşulu değildir. Halk içinde uygulanması, yurttaşların kamu meseleleriyle ilgilenmesi aynı zamanda sosyalizmin saptırılması teşebbüslerine karşı da sonuç alıcı bir güvencedir. Şeffaflık devletin, hükümetin ve bütün sosyalist kurumların tüm halk tarafından denetimini olanaklı kılar. Basın ve kitlesel iletişim araçlarının özgürlüklerinin güvence altına alınması sağlanmadan bu denetimin sonuç vericiliği düşünülemez. Görüşlerin pluralizmini ve çıkarların çeşitliliğini yansıtan ve bir araya getiren bir araç olarak, şeffaflık halkın sosyalist öz yönetiminin, yurttaşların anayasal haklarını, özgürlüklerini kullanmalarının ve görevlerini yerine getirmelerinin gerekli koşulunu teşkil etmektedir.

 

Yurttaşların bilgilendirilmesi hakkının anayasal olarak güvence altına alınmasını hedefliyoruz. Ayrıca devletin, yetkililerin ve yurttaşların hak ve görevlerinin belirleyen özel yasaların onaylanmasıyla, şeffaflık ilkeleri sonuç verici olacaktır. Partimiz için demokrasi ve şeffaflık, her zaman bir arada olan ve bir olmadan diğerinin olamayacağı iki kavramdır. Demokratik ve insancıl sosyalizmin yaşaması ve ilerlemesi için doğal atmosferi şeffaflık teşkil eder.

 

  1. c) Sosyalist hukuk devleti

 

Hukuki sistem. Bireysel özgürlükler. Hukuk devleti düşüncesi tamamen insani karaktere sahiptir, çünkü hukukun üstünlüğü, insan hak ve özgürlüklerinin korunması, özgürlük ve demokrasi tamamen insani düşüncelerdir. Aynı zamanda, sınıfsal çıkarlara, ulusal geleneklere, kültür düzeyine göre, hukuk devleti düşüncesinin farklı yorumu ve uygulanması bir gerçekliktir. Sosyalizm, gerçek halk egemenliğinin uygulanmasıyla, bütün alanlarda demokratikleşmeyle ayrılmaz bir biçimde bağlı olacak hukuk devletinin yaratıldığı ekonomik, sosyal ve siyasal koşulları yaratacak yetenektedir. Sosyalist hukuk devletini sadece toplumsal yaşamın bütün alanlarında yasaların üstün olması olarak algılamıyoruz. Yasanın içeriğinin de büyük önemi vardır. Sosyalist hukuk devletinin niteliğini büyük oranda belirleyen sosyalist toplumsal adalet anlayışıdır ve bunun temelini “herkesten yetenekleri oranında ve herkese emeği oranında” tezi teşkil eder. Sosyalist hukuk devleti, raydan çıktığı takdirde yıkıcı sonuçlar yaratan bir kurumdur. Sosyalist hukuk devleti çerçevesinde hedefimiz, bireysel özgürlükleri ve halkın demokratik haklarını, yasalar ve devlet önünde eşitliği, erdemli yönetimi güvence altına alan hukuk sisteminin inşası olacaktır. Bu hukuk sistemi, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yasal düzeni güçlenmesini sağlayan bir kurumlar, yasala ve kurallar ağından müteşekkil olacaktır. Yasaların uygulanmasının ve adaletin tecellisinin sağlanması ve denetlenmesi için, bağımsız yargılama erkinin rolü yerine başka bir şey konulamaz ve bağımsız yargılama erki anayasa ve yasalar dışında başka hiçbir erke hesap vermez. Devletin bütün yurttaşları aralarında hiçbir ayrım olmadan devletin makamlarının ve organlarının ihtimamını hissedecek, yurttaşların tam güvenliği güvence altına alınacak ve yasaların ihlal edenin eğer yasa tarafından öngörülüyorsa gerekli yaptırıma uğrayacağından yurttaşlar emin olacaktır. Bütün Kıbrıs sakinlerinin düşünce özgürlüğü, dinsel inançlara saygı anayasal olarak güvence altına alınmış olacaktır. Dini makamlarla diyalog ve işbirliğini arzulamaktayız. Sadece siyasilerin, sosyo-ekonomik unsurların değil, bütün yurttaşların temel özgürlükleri ve haklarının güvence altına alınmasına özen gösterilmesi, sosyalizm çerçevesinde önerilecek olan hukuki sistemde özel bir yere sahip olacaktır. Bu hak ve özgürlükler anayasa, uluslararası anlaşmaları onaylayan yasalar ve devletin bu amaca yönelik yasaları içerisinde yer alacaktır ve güvence altına alınacaktır. Sosyalist toplum, eğitim-öğretimde herkes için fırsat eşitliğini somut bir şekilde güvence altına alacaktır. Eğitim-öğretimin hedefi hür şahsiyetler, insani değerlere, demokrasi, barış, özgürlük ve toplumsal adalete saygılı, sorumlu yurttaşlar yaratmak olacaktır. Genç nesiller eğitim-öğretim aracılığıyla dünya medeniyetinin başarılarına uyum sağlayacaklardır. Akademik özgürlüklere saygı gösterilecektir ve akademik özgürlükler korunacaktır. Bütün düzeylerde eğitim-öğretim sisteminin yapısı ve programları ilgililerin doğrudan katılımı ile hazırlanacaktır. Sosyalist toplum kültürel konulara özel ihtimam gösterecektir. Görüşlerde pluralizm ve dolayısıyla ifadede çok seslilik, olmadıkları takdirde kültürel ilerlemenin gerçekleşemeyeceği, önemli gereklilikleri teşkil ederler.

 

  1. d) Sosyalizmde toplumsal adalet

 

Sosyalist toplumsal politikanın temel ilkesi toplumun bütün fertlerinin hep birlikte özgür bir şekilde refah ve kalkınmasının sağlanmasıdır. Sosyalist sistemin insan doğası ve sosyalizm ile kapitalizm arasındaki nitel fark özellikle toplumsal adaletin sağlanması alanında kendini göstermektedir. Sosyalist toplumsal adalet şu temel niteliklere sahiptir:

  1. Toplumsal ve ulusal kökenden bağımsız olarak, toplumun bütün fertlerinin eşitliği
  2. Toplumsal maddi-manevi üretimde herkesin katılımı ve üretimin herkese emek katkısına göre dağılımı
  3. yurttaşların ülkenin toplumsal ve ekonomik yaşamına aktif katılım olanağı
  4. Yüksek düzeyde toplumsal hizmetler ve güvencelerle bağlantılı olarak bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve savunulması.

 

Sosyalist toplumsal adalet, kendisini teşkil eden önemli bir unsur olarak, doğru bölgesel kalkınmayı, kent ile köy ilişkilerinde adaletin sağlanmasını da içermektedir. Kıbrıs’ta kalkınma bölgesel olarak dengesiz oldu ve dengesiz olmaya devam etmektedir. Yeni toplumun hedefi ve görevi, çok yönlü toplumsal, siyasal, kültürel yaşamın bütün önkoşullarını kentlerde olduğu kadar, köylerde de yaratacak olan ve bütünlük arz eden bir bölgesel kalkınma politikasını oluşturmaktır. Sosyalist toplumsal adalet sisteminde yurttaşların tümüne sunulan toplumsal hizmetler ve sosyal güvenceler önemli yere sahiptir. AKEL, bugüne kadar ki halkın kazanımlarını temel alarak, genel toplumsal ekonomik kalkınmaya paralel olarak, toplumsal hak-hizmet ve güvencelerin daha da iyileştirilmesi ve genişletilmesi için durmaksızın mücadele edecektir. Sosyalizmde işçilerin ve halkın kazanımları sadece korunmakla kalmayacak, daha da güçlendirilecektir. Kadınlar, çocuklar, emekliler ve herhangi bir bedensel ya da zihinsel engelliler sosyalist toplumda özel dikkat görecek, toplumsal haklara ve güvencelere sahip olacaklardır. Herhangi bir ekonomik temelin ve bunun üzerindeki üst yapının işlerliğinin olması için gerekli önkoşul insan ile onu çevreleyen dünya arasında doğru ilişkinin olmasıdır. Canlı doğal bir çevre olmaksızın insanın ve toplumun yaşaması, faal olması mümkün değildir. Bu nedenle de ekolojik sorunlara karşı koyma bizim sosyalizm anlayışımızın hayati derecede önemli bir unsurunu teşkil etmektedir.

 

  1. SOSYALİZM VE EKOLOJİ

 

Ekolojik meseleler çağdaş insanın yaşamını büyük ölçüde etkilemektedir. Bilimsel-teknik devrim, çağdaş insana beraberinde getirdiği bütün olumlu unsurlarla birlikte, bir dizi sorunların doğmasına ve yığılmasına da yol açmıştır. Bu sorunlara kökten ve kararlı bir şekilde karşı konulmadığı takdirde, ülkemiz ve genel olarak dünyamız kötü maceralara sürüklenecektir. Sosyalizmde bütün bu sorunlara karşı koyma birincil ve ana konudur. Özel hukuki çerçeve ve bu çerçevenin uygulandığının denetimi aracılığıyla, çevrenin korunmasına yönelik olarak bütünsellik arz eden bir programın sürekli olarak geliştirilerek uygulanması aracılığıyla, çevre bilincinin geliştirilmesine, çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik sürekli çabalar aracılığıyla, barışın savunulması ve korunması mücadelesiyle, bu sorunların aşılması hedeflenecektir. Doğru kent planlaması, ev ve işyeri ortamlarının sürekli olarak iyileştirilmesi, doğanın, vahşi yaşamın, atmosferin ve yerin korunması, ses kirliliğinin sürekli olarak azaltılması dikkatimizin üzerlerinde yoğunlaşacağı konular olacaktır. Çevre politikası aracılığıyla insani çevre yaratma hedeflenecektir.

 

  1. ÇAĞDAŞ DÜNYADA KIBRIS’IN YERİ

 

Bu noktaya kadar sunduklarımız Kıbrıs toplumu çerçevesinde sosyalizm anlayışımız hakkında bizim önerimizi teşkil etmektedir. Bunun ötesinde yurdumuzun da bir parçasını teşkil ettiği çağdaş dünyada Kıbrıs’ın yeri hakkında da düşüncelerimizi ortaya koymamız gerekir.

 

  1. a) Dünya iş dağılımında yerimiz

 

Kıbrıs’ın dünya iş dağılımındaki yeri uluslararası ticaretteki katılımı, sermaye ve insan gücünün ülkeye ve ülke dışına yönelik hareketi gibi unsurlar tarafından belirlenir. Ülkenin tecrit halinde olmasına istikrarlı bir biçimde karşıyız. Kıbrıs’ın Avrupa ve Dünya bütünleşme süreçlerinde yer almasından yanayız. Bu çerçevede Kıbrıs, eşitlik ve karşılıklı çıkarlar temelinde bütün devletlerle be bütün ekonomilerle bütünlük arz eden işbirliğine yönelik samimi bir politika geliştirmelidir. Bu politika ülkenin, bazı tekellere ya da ülkelere bağımlı hale gelmesine izin vermemelidir. Bu tutum, birleşik bir Avrupa yaratılması, ortak Avrupa evinin inşası çabalarına destek demektir. Ancak diğer taraftan da, birleşik Avrupa düşüncesinin yaşama geçirilmesinin, bütün Avrupa devletlerinde kapitalizmin egemenliğinin sağlanması anlamına geldiği fikri ile de hemfikir değiliz. Bizim anlayışımıza göre, ortak Avrupa evinde kapitalist, sosyalist, bağımsız ve yansız devletler de yer alabilirler. Avrupa’nın birliğinin sağlanmasının temel aracını Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı teşkil etmektedir.

 

  1. b) Dış politika

 

Sosyalist hukuk devleti dış siyasi faaliyetini de uluslararası hukuk çerçevesinde yaşama geçirecektir. Bugün var olan ve görüldüğü kadarıyla yakın gelecekte de varlığı sürecek olan, insanlık medeniyetini tehdit eden bir dizi evrensel sorunun askıda olmaya devam etmesi, ülkelerin birbirlerine bağımlılığı ve farklı sosyo-ekonomik sistemlerin çok çeşitlilikleriyle birlikte bir arada mevcudiyeti, bu dönemin en temel niteliklerindendir. Bu koşullarda tecrit koşulları içerisinde gelişmeden söz edilemez. Hiçbir devlet ve hiç bir ittifak tek başına güvenliğini sağlayamaz, dünya çapındaki bütünleşme sürecinin dışında kalıp normal olarak gelişemez. Evrensel sorunların çözümüne katkıda bulunmamızda, sosyalist sistemin üstünlüğünü göstermemizde ve aynı zamanda farklı sistemin tecrübesinin verebileceği değerli unsurları özümlememizde karşılıklı etkileşim aracılığıyla yeteneklerimiz gelişmektedir. Evrensel sorunların çözümü genel bir güvenlik, askeri, ekonomi ve çevre koruma sisteminin dışında mümkün değildir. Birleşmiş Milletler Örgütü bu hedefe yönelik olarak yeri doldurulamayacak bir rolü oynamıştır. BMÖ, katılan devletler açısından genel ve kucakladığı faaliyet alanları açısından da evrensel olmuştur. Böylesi bir sistem içerisinde devletler arası ilişkilerin ideolojikleştirilmesinin, sınıf savaşımı biçimi olarak barış içerisinde bir arada yaşamaya karşı çıkmanın yeri yoktur. Öncelik, soyut düzeyde kalmayan insani değerlere verilmektedir. Bu insani değerler mevcuttur ve seçmeci ya da kuralsız bir biçimde yorumlanamaz. Toplumsal gelişmenin giderek artan çok çeşitliliğinden kaynaklanan sosyal ve siyasal sistem seçme özgürlükleri de böylesi bir değerdir. Bir devletin iç işlerine karışılması barışın sağlanması açısından olumsuz sonuçlar yaratır. En yüksek değer insandır, insanın ilgi alanları, hakları ve özgürlükleridir. Bugünün gerçekleri ışığında, insan hak ve özgürlüklerine karşı bir biçimde herhangi bir ilerlemenin sağlanması mümkün değildir. Tüm bunlar ideolojimizi, enternasyonalizm ilkesini terk ettiğimiz ya da kimseyi ilkelerini terk etmeye teşvik ettiğimiz anlamına gelmez. Devletler arası ilişkilerde, ideolojik çıkarlarımıza göre değil, uluslararası hukuka uygun olarak davrandığımız anlamına gelir. Bu yumuşamaya, sosyal yaşamda ideolojinin rolünün güçlenmesine yol açar. İç işlerine müdahale etmeme ve uluslararası dayanışma ilkelerine sadık olanlar uluslararası düzeyde barış, ilerleme ve sosyalizm güçlerini desteklerler. Dış politika kaçınılmaz bir şekilde coğrafi koşullardan da etkilenmektedir. Üç kıtanın kavşağındaki Kıbrıs’ın jeo-politik konumunun somut bir şekilde analizi, uluslararası sistem içerisindeki rolünün belirlenmesini de; bağlantısız dostluk, işbirliği ve eşitlik içeren bir politikanın, dış politikamızın hedef ve amaçlarını da etkileyecektir.

 

SONUÇ

 

Bizim sosyalizm anlayışımızı sunduk. Hedefimiz, Kıbrıs toplumunun uyum sağlamasının gerekeceği ideal bir modeli çizmek değildi. Zaten sosyalist topluma giden süreç ve sosyalist toplumun inşası, başta ilerici sosyalist güçlerin bilinçli katkısıyla toplumsal gelişmenin sonucu olacaktır. Bu metnin başından itibaren de belirttiğimiz gibi, yaşamın tecrübeleri ve teorik düşüncenin gelişimi temelinde değişikliklere ve zenginleştirilmeye açık olan bizim sosyalizm anlayışımızın bazı genel hatlarını ortaya koyduk. Aynı zamanda dünyanın ve çelişkilerinin, dünyada kapitalizmin ve sosyalizmin tezinin, gelişme sürecinin ve ülkemizdeki somut gerçekliğin özet bir tablosunu da sunduk. Özellikle Kıbrıs’ın kendisine özgü koşullarını da göz önüne alıp yukarıda belirttiklerimizi özetleyerek, bizim sosyalizm anlayışımızın niteliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. a) Çalışanların bütün hak ve kazanımlarının korunması ve geliştirilmesiyle halkın yaşam düzeyinin daha da iyileştirilmesi.
  2. b) Toplumsal gelişmenin getirdiği bütün olumlu unsurların değerlendirilmesi
  3. c) Ücretli çalışanları, kendi işinde çalışanların, serbest meslek sahiplerinin, küçük ve orta boyutlu işletme sahiplerinin ve çiftçilerin çıkarlarına saygı gösterilmesi ve çıkarlarının hesaba katılması.
  4. d) Kıbrıs’ın tarihsel süreci içerisinde oluşan bütün verilere, geleneklere, kültüre ve gerçekliklere saygı ve bunların değerlendirilmesi.
  5. e) Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin yasalar ve devlet önünde eşitliğinin ve tüm Kıbrıslıların bütün haklarının güvence altına alınması.
  6. f) Toplumda çok partililiğin ve görüşlerin pluralizminin güvence altına alınması.
  7. g) Muhalefetin haklarının tanınması ve farklı görüşlere saygı.
  8. h) Sosyalist meşruiyetin, rekabet çerçevesi içerisinde bütün siyasal ve sosyal unsurların faaliyetlerinin güvence altına alınması.
  9. i) Sosyalizme geçişin demokratik barışçıl biçimde halkın çoğunluğunun siyasal olarak kazanımı temelinde olması.

 

İki sistemin teori ve pratiğinin analizini dayanak alarak, çekincesiz bir şekilde ilan ediyoruz ki, evet, sosyalizmin geleceği var ve insanlığın geleceği sosyalizmdir. Marksizm-Leninizm teorisini esas alan sosyalizm insanlığın yarattığı en güzel unsurları dayanak almıştır. Sosyalizm, 20. yüzyıl boyunca hem olumlu, hem de olumsuz şekilde, teorik ve pratik olarak zenginleşmiştir. Hem teoride, hem de pratikte çarpıtmalardan ve saptırmalardan uzak bir sosyalizm. İnsanı sömürü ve baskıdan kurtaran, Engels’in dediği gibi insana “özgürlük krallığını” sağlayan sosyalizm. Dikkat merkezinde insan olan, değer ölçütü insan olan bir sosyalizm için mücadele ediyoruz. İnsanın özgürlüğü, sosyalizm düşüncesinin kendisidir.

 

3-7 Ekim 1990