Home  |  Konuşmalar   |  “Özker Özgür: Kıbrıs Türk Solunun Mücadele Adamı-Öğretmeni” kitabının sunumunda AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma

“Özker Özgür: Kıbrıs Türk Solunun Mücadele Adamı-Öğretmeni” kitabının sunumunda AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma

“Vretçalı Hoca – Özker Özgür” kitabının Yunanca baskısı

“Özker Özgür: Kıbrıslıtürk Solunun Mücadele Adamı-Öğretmeni” kitabının sunumunda

AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma

 

Sevgili dostlar, yoldaşlar,

Sevgili Abdullah Korkmazhan,

Saygıdeğer Özker Özgür ailesi,

Yoldaşımız Özker Özgür’e veda edişimizden yirmi yıl sonra gerçekleştirdiğimiz bu kitap sunumu etkinliği O’nun yaşadığı o karanlık dönemde Kıbrıslıtürk Solunun parlayan lider şahsiyetini anmak ve onurlandırmak için AKEL olarak yapabileceklerimizin en azıdır.

 

Sağlık durumunun oldukça ağırlaştığı dönemde Özker Özgür’ün onuruna AKEL’in düzenlediği o özel vedanın üzerinden de yaklaşık yirmi yıl geçti. 21 Temmuz 2005’te gerçekleştirilen etkinlikte salona dolup taşan insanlar politikacı ama daha çok insan Özker’e duydukları derin saygıyı ifade etmişti. Bedensel güçleri onu terk ederken bile O’nun ruhu dimdik ayaktaydı. Son nefesine kadar canlıydı ve en büyük kaygısı vatanının yeniden birleşmesiydi.

 

Yirmi yıl sonra, AKEL olarak, sevgili yoldaşımız Dr. Abdullah Korkmazhan’ın yazdığı “Özker Özgür – Kıbrıslıtürk Solunun Mücadele Adamı-Öğretmeni” kitabının Yunanca baskısını desteklemeye karar verdik. Kitap, Maria Siakalli’nin çevirisiyle “Almyra” yayınevi tarafından yayımlandı. Yoldaş Özker’in hayatına ve değerli eserine bir yolculuk niteliğindeki bu kitap zor dönemlerde -savaş ve göç yıllarında, toplumlararası şiddet döneminde, Kıbrıslıtürk toplumunda derin demokratik eksikliklerin, taksimci dikenli tellerin diğer tarafında gerçekten neler yaşandığını kapsamlı kavrama güçlüğünün ve iletişim yokluğunun hüküm sürdüğü yıllarda- Kıbrıslıtürk toplumunda verilen mücadeleleri Kıbrıslırum okurlara tanıtmaktadır.

 

Kitap Baf’ın Vretça köyündeki zorlu çocukluk yıllarından, yoksulluk ve toplumsal adaletsizlikle dolu yıllardan başlayıp, Özker Hoca’nın yaşamına bir yolculuğu sunmaktadır. İşte tüm bu zorluklar içerisinde oluşan sınıf bilinci O’nun ileride eğitime yönelmesine ve toplumsal adalet mücadelesine atılmasına yol açtı. Ardından öğretmenlik yıllarına, öğrencileriyle kurduğu bağlara ve O’nu siyasi bir şahsiyet olarak tanımlayan derin duyarlılıkla siyasi bilincinin gelişimine uzanıyoruz.

 

Bir eğitimci olarak, Kıbrıs’ta eğitim konusunda vizyona sahipti. Kıbrıslı öğrencilerin şoven kalıntılardan arındırılmış kitaplardan tarih öğrenmeleri gerektiğine inanıyordu; böylelikle ilerici ve demokratik bilinçler oluşabilirdi. Amacı tarihin silinmesi değil, tam aksine olayların doğru ve nesnel bir biçimde aktarılmasını sağlamaktı.

 

Yorulmak bilmeyen bir düşünür olarak Marksist dünya görüşünü inceledi ve Kıbrıslıların mücadelesinin özünde toplumsal sömürüye, emperyalizme ve yabancı işgale karşı bir direniş olduğunu kavradı. Hoca adaletsizliğe ve sömürüye karşı yılmaz bir mücadeleci, toplumsal adalet ve insanlar arasında eşitliği aşığıydı. Her şeyden önce, insanlık dışı ve itici gördüğü milliyetçiliğe karşıydı.

 

“Karşı tarafla” ilişki kurmanın tehlikeli olduğu, milliyetçilerin saldırılarına maruz kaldığı bir dönemde, Kıbrıslırumlar ve Kıbrıslıtürkler arasında yeniden yakınlaşma davası için özveriyle çalıştı. İdeolojik arayışlarında, yeniden yakınlaşma mücadelesinin öncülüğünü hangi güçlerin yapabileceğine dair net bir sonuca vardı. AKEL ile birlikte Kıbrıs sorunu üzerine ortak tezler geliştirdi. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin lideri olduğu dönemde, Kıbrıs’ın sözde “anavatanların” askeri varlığından kurtulması ve BM kararlarında belirtildiği şekilde siyasi eşitliğin olacağı iki bölgeli iki toplumlu federasyon çerçevesinde Türkiye’nin işgalinin sona ermesi yönünde AKEL ile ortak görüşe ulaştı.

 

Bu işbirliklerinin simgesi, Özker ile vizyonlar ve mücadeleler paylaşan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas arasındaki özel ilişkidir. O zor dönemlerde, iki lider taksimci tel örgülerin dikenlerini aşmanın yollarını buluyor, işgalin sona ermesi ve ülkemizin yeniden birleşmesi mücadelesine yön veriyordu. Bu şahsi ilişki iki toplumun Sol güçleri arasındaki siyasi bağları güçlendirdi; günümüze dek örnek olan toplumlararası siyasi bir işbirliği mirası bıraktı.

 

Özker, Kıbrıstürk toplumunda demokrasi kavramının ve karşıt görüşe tahammülün hiç de söz konusu olmadığı dönemlerde Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne liderlik etti. Bu nedenle büyük cesaret gerektiren mücadeleler vermek zorunda kaldı. Ardından Birleşik Kıbrıs Partisi’nin başında, Denktaş döneminin sona ermesine, barikatların açılmasına ve iki toplumun barış ve federal çözüm için ortak mücadelesinin güçlenmesine götüren süreçlerde önemli rol oynadı.

 

Özker duyarlılığı ve insanlığıyla toplumun saygısını kazandı. Fırtınalı siyasi yaşamı, barış ve yeniden birleşme mücadelesine adanmışlığı ve insana duyduğu sevgi O’nu ortak vatanımızın bir simgesi yaptı. O yeniden birleşme, barış ve sosyal adalet için mücadele eden bir liderdi.

 

Sevgili yurttaşlar,

Abdullah Korkmazhan’ın kitabı barış ve yeniden birleşme mücadelemizin yıllardır süren bir mücadele olduğunu ve tarihimizin Özker gibi örnek şahsiyetleriyle ilham veren ve yol gösteren insanları içerdiğini hatırlatan bir eserdir.

 

Kitabı için Abdullah Korkmazhan’ı içtenlikle tebrik ediyorum. O, çok genç yaşta siyasal bilincini Özker Özgür’ün yanında şekillendirme şansına sahip olan kuşaktan ender yoldaşlardan biridir.

 

Bu noktada hem bu akşamki etkinliğe katılımları hem de yazarın Özker Özgür’ün kişisel arşivine erişimine izin verdikleri için Özker Özgür’ün ailesine teşekkür etmek istiyorum. Yıllarca süren bir araştırmanın sonucunda ülkemizin siyasi tarihi açısından son derece önemli olan bu doküman ortaya çıkmıştır.

 

u doküman, AKEL’in Kıbrıstürk toplumuyla -özellikle de ilerici güçlerle- tarihsel ilişkileri açısından bizim için de bir mirastır. Bu ilişkileri göz bebeğimiz gibi koruduğumuzu vurgulamak isterim, çünkü bunlar sadece siyasi genetik kodumuzun bir parçası değiller; aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümü yönünde ilerlemek için -resmî görüşme seviyesinden, bu ülkenin sıradan insanlarının ilişkilerine kadar- en temel araçlardan biridir. Bu nedenle yeniden yakınlaşma bizim için temel bir siyasi alandır.

 

Ayrıca şunu da özellikle vurgulamalıyım: AKEL, bizimle ideolojik veya siyasi bağı olmayan Kıbrıslıtürkleri bu ilişkilerin dışında tutmaz. Bilakis ülkemizin ve halkımızın federal bir çözüm temelinde yeniden birleşmesini isteyen ve bunun için çalışan herkesle konuşur ve el uzatır. Elbette ortak hedeflere sahip olmak, farklı yaklaşımların olmayacağı anlamına gelmez. Bu da meşru ve beklenen bir durumdur. Ancak olası farklılıkların çözümünü diyalog, temaslar ve karşılıklı anlayış sağlayacaktır. İşte Kıbrıs sorununun çözümünün yolu -daha doğrusu tek yol- bu yoldur.

 

Kıbrıs sorununu sürekli olarak bir protesto aracı olarak gören tutumlar, küçük siyasi çıkar hesapları ve milliyetçi söylemler içeren yaklaşımlar bize yabancıdır. Ne yazık ki aşırı sağın güçlendiği bir dönemde yaşıyoruz ve bu durum çözüm perspektifi açısından hiç de olumlu değildir. Aşırı sağ toplumu milliyetçi, ırkçı ve nefret dolu mesajlarıyla zehirlemekte, varlığı ve baskısıyla diğer partileri de etkilemekte, aşırı sağın gündemini ve söylemini meşrulaştırmalarına ve daha fazla soruna yol açmaktadır. Elbette en kötü olan da bunun adadaki bölünmeyi pekiştirmesi ve Kıbrıs sorununun üzerine adeta bir mezar taşı koymasıdır.

 

Dönemin tüm zorluklarına rağmen AKEL, diyaloğun ve federal çözümün savunucusu olmaya devam ediyor; Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin ortak iki toplumlu devletlerini birlikte yönetecekleri bir çözümün, adayı “anavatanların” ve emperyalist merkezlerin tutsağı yapmayacak bir çözümün, iki toplumun ortak çıkarlarını, aralarındaki farklılıkların üzerine çıkaracak bir çözümün savunucusu olmaya devam ediyor.

 

Kıbrıstürk toplumunda kısa bir süre önce gerçekleşen liderlik değişimi Kıbrıs sorununda olumlu gelişmelere dair yeni umutlar yaratmaktadır. AKEL olarak, yeni bir süreci desteklemeye hazırız; bu süreç görüşmelerin kesintiye uğradığı Crans Montana’dan, Guterres çerçevesi temelinde ve tüm müzakere müktesebatı korunarak başlamalıdır. Yıllarca süren müzakereler ve ortaya koyulan çabalar sonucunda iki toplum Kıbrıs sorununun birçok önemli yanı konusunda anlaşmayı başarmıştır ve bu sonuç kaybedilmemelidir. BM Genel Sekreteri’nin Crans Montana’da çözüme ulaşılmasına sadece bir mil kaldığını söylediğini unutmamalıyız. Müzakerelere o noktadan, yani çözüme sadece bir mil kalınan noktasından başlamalıyız!

 

Abdullah Korkmazhan’ı bir kez daha tebrik ediyorum ve kitabın tıpkı Türkçe baskısı gibi Yunanca baskısının da yolu açık olsun. Biz bu önemli ve güzel yolculuğu destekleyeceğimizi temin ederiz.

 

Hepinize teşekkür ederim.

 

PREV

Hukuk dışı devletin ilanının yıldönümünde yapılan kınama etkinliğinde AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun konuşması

NEXT

“Özker Özgür: Kıbrıs Türk Solunun Mücadele Adamı-Öğretmeni” kitabının sunumunda Dr. Abdullah Korkmazhan’ın yaptığı konuşma