ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin kınandığı ve Venezuela halkıyla dayanışmanın dile getirildiği eylemde AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma
Kıbrıs Barış Konseyi’nin çağrısıyla Lefkoşa’daki Amerikan Büyükelçiliği önünde gerçekleştirilen eylemde ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi kınandı ve Venezuela halkıyla dayanışma dile getirildi.
ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesinin ve yasal olarak seçilmiş Başkanı Nikolas Maduro ile eşinin kaçırılmasının kınandığı eylemde yapılan konuşmalarda, ABD’nin müdahalesi uluslararası hukuku, Venezuela’nın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü açıkça ihlal eden bir emperyalist saldırı olarak nitelendirildi.
Eyleme katılan AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun yaptığı konuşma:
ABD’nin Venezuela’ya karşı yaptığı kaba ve pervasız müdahaleye ve ülkenin seçilmiş Başkanı Nikolas Maduro’nun kaçırılmasına karşı düzenlenen bu protesto eyleminde bugün bizi bir araya getiren nedir?
Bizi burada bir araya getiren, uluslararası hukukun ilkelerine olan bağlılığımızdır.
Bizi burada bir araya getiren, uluslararası hukuk düzeninin temel dayanağını, çerçevesini ve meşruiyet ölçütünü oluşturan Birleşmiş Milletler Şartı’na olan bağlılığımızdır.
Bizi burada bir araya getiren, uluslararası hukukun ilkelerinin ve süreçlerinin hiçbir istisna olmaksızın tüm devletlerin eylemlerinin ve politikalarının pusulası ve ölçütü olmaya devam etmesini talep etmeyi ve bunun için mücadele etmeyi sürdürme kararlılığımızdır.
Bu protesto eyleminden verdiğimiz mesaj budur. İstenen budur; yarım yamalak sözler olmadan, sözü gevelemeden bunu talep ediyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz.
Açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Hiçbir mazeret, hiçbir iddia ve hiçbir gerekçe herhangi bir hukuksuzluğu meşrulaştıramaz. Bu nedenle, ABD’nin müdahalesinin bir diktatöre karşı yapıldığı ya da güya ABD’ye uyuşturucu sevkiyatını engellemek amacı taşıdığı için haklı olduğu yönündeki görüşleri kesin bir şekilde reddediyoruz. ABD hükümetinin, Venezuela’daki zengin petrol yataklarını sömürmeyi hedefleyerek hareket ettiği ve ülkede demokrasiyi yeniden tesis etmek gibi bir amacı olmadığı tamamen nettir.
Eğer hedef bu olsaydı –ki bu durumda bile müdahaleyi haklı çıkarmazdı– ABD’nin otoriter ve baskıcı yönetimleri olan ancak aynı zamanda yakın müttefiki sayılan bir dizi başka ülkeye de müdahale etmesi gerekirdi.
Dünyanın dört bir yanında ABD’nin gerçekleştirdiği yasa dışı müdahaleleri ve istilaları uydurma haberlerle örtbas etmeye çalıştığı herkesçe bilinmektedir. ABD’nin her istila ve müdahalesinde her zaman son derece güçlü bir propaganda mekanizması devreye girer. Bugün Venezuela’ya karşı saldırısında da aynı şey yaşanmaktadır. Ancak bu kez, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi ABD içinde bile ciddi tepkilere yol açmıştır. Cumhuriyetçiler de dâhil olmak üzere Amerikan Kongresi üyeleri Trump yönetimini sadece uluslararası hukuku değil, Amerikan yasalarını da ihlal etmekle suçlamaktadır.
Hatta ABD’nin Irak istilası sırasında Saddam Hüseyin rejiminin sahip olduğu öne sürülen kitle imha silahlarıyla ilgili sahte haberlerin yayılmasında öncü rol oynayan gazete, New York Times gazetesi başyazısında Trump’ı uluslararası meşruiyeti zedeleyen hareketlerde bulunmakla suçlamaktadır. Gazete Venezuela’ya müdahalenin, Monroe Doktrini’ni doğrudan dayatarak, batı yarı kürede ABD’nin üstünlüğünü yeniden tesis etme amacı taşıdığını vurgulamakta ve bunun “Amerika’nın dünyadaki konumu açısından tehlikeli ve hukuk dışı bir yaklaşımı temsil ettiğini” belirtmektedir.
Dolayısıyla Trump, kendi ülkesinde bile suçlanıp eleştiriliyorsa, o zaman şu sorgulanmalıdır: ABD Başkanı’nı haklı çıkarmak için koşuşanların amacı nedir ve onlar neye hizmet etmektedir? Örneğin, Kıbrıs’ta aşırı sağcı ELAM bunu yapıp, Amerikan yönetiminin hukuksuzluklarına tam destek vermiştir.
Bu tabloda, Avrupa Birliği’nin ikiyüzlü tutumu da gözden kaçırılmamalıdır. AB liderliği uluslararası hukukun ve BM Şartı’nın bariz ihlalinden söz etmekten kaçınmakta, genel ve anlamdan yoksun açıklamalarla yetinmektedir. Bu konuda AB liderliği, ilkelerden ziyade, çifte standartlı bir politikayı temel aldığını göstermektedir. Avrupalı liderlerin hassasiyetleri seçici olup, Avrupa Birliği’nin zaten zedelenmiş güvenilirliğini daha da baltalamaktadır.
ABD’nin Venezuela’ya karşı sürdürdüğü hukuksuzluk ve saldırganlık karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti Trump yönetiminin yaptıklarını açıkça kınayarak BM Şartı’na ve uluslararası hukuka tam saygı gösterilmesini talep etmelidir. Kendisi istila ve işgali yaşayıp toprak bütünlüğü ihlal edilen Kıbrıs gibi bir ülkenin hükümetinin talep edebileceği en az şey budur.
Sevgili dostlar,
ABD’nin müdahalesinin yol açtığı bu durumda, tehlikeli bir uluslararası hukuksuzluğu meşrulaştırmak için mazeret arama mantığına girmeyi reddediyoruz. Hiçbir zaman bu mantığa girmedik ve şimdi de girmeyeceğiz. Büyük resme, Amerikan emperyalizminin yeni pervasız hukuksuzluğunun önümüze koyduğu büyük meseleye, uluslararası meşruiyetin savunulmasına odaklanacağız.
Uluslararası hukukun ilkeleri çok net ve somuttur. Bunlar devletlerin egemen eşitliği, iç işlerine müdahale etmeme, toprak bütünlüklerinin korunması ve her halkın kendi kaderini tayin hakkı ilkeleridir.
Bu ilkeler seçici olarak uygulanamaz. Böylesi yaklaşımlar sadece uluslararası hukuku zayıflatır, altını oyar, marjinalleştirir ve sonunda ortadan kaldırır. Peki sonrasında geriye ne kalır? Geriye sadece güçlülerin arzularının dayatılması kalır. O zaman halklar kanda boğulur, ülkeler yok edilir.
Güçlü devletler uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı çerçevesinin dışında hareket ettiğinde ve uluslararası hukukun yerine güçlünün çıkarı konulduğunda yalnızca bir devlet veya halk zarar görmez, kolektif güvenlik sistemi bütünüyle zedelenir ve keyfiliğin, istikrarsızlığın ve oldubittilerin dayatılmasına kapı açılır.
Kıbrıs’ta bizim için, bu tür uygulamalar uzaktaki bir teorik tartışma değildir. Kıbrıs sorunu toprak bütünlüğünün, egemenliğin ve BM kararlarının ihlalinin canlı kanıtıdır. Sorunumuzun çözümü uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Şartı ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarından geçer.
Eğer gücün hukuktan üstün olması mantığı dünya genelinde egemen olursa, Kıbrıs sorununun çözüm perspektifi ciddi şekilde zayıflar ve halkımızın çıkarları ve vatanımızın geleceği aleyhine çözümlerin dayatılması tehlikesi doğar. Uluslararası hukuksuzluk ortamında barış, yeniden birleşme ve adalet uzaklaşır.
Bu nedenle uluslararası hukukun savunulması seçici ya da geçici olamaz. Bu, halklar için, özellikle de nüfusu küçük ve güçsüz olanlar için yaşamda kalabilmenin koşuludur. Kıbrıs sorununa adil ve sürdürülebilir bir çözüm bulunması ve hukukun gücün üstünde olacağı bir dünya için ön koşuldur.
Bunu savunuyoruz; bu nedenle ABD’nin tehdit ve planlarına karşı Venezuela halkıyla dayanışmamızı ifade ederek mücadelemize devam ediyoruz.