Başsavcı ile Başsavcı Yardımcısı çoktan istifa etmiş olmalıydı
Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nin önceki günkü kararıyla bağlantılı olarak bir tanığın hayatına yönelik tehdit bulunduğuna dair Başsavcılık Sözcüsü’nün açıklaması ülkemizde hukuk devleti ve adalet sistemi hakkında çok ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Savcılık söz konusu şikâyeti araştırmak, tanığı ve yargı sürecini korumak için hangi adımları attığı konusunda açıklama yapmakla yükümlüdür. Böyle bir iddia gerekli araştırma, açıklama ve hesap verme olmaksızın havada bırakılamaz. Kesin olan ise Kıbrıs toplumunun «altın pasaportlar» skandalıyla ilgili temizlik ve buna karışan –en alt düzeyden, programın başlıca sorumlusu olan eski Cumhurbaşkanı’na kadar– herkesin cezalandırılmasını haklı olarak talep etmeye devam ettiğidir.
Aynı esnada, Savcılığın yıllardır itibarsızlaşmasına ilişkin sorumluluğu Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı’nın bizzat üstlenmek yerine görevli memurları öne sürmeyi tercih etmeleri üzücü bir izlenim yaratmaktadır. Savcılık görevlileri toplumla ve onun eleştirileriyle karşı karşıya gelmek yerine, bir dizi davadaki uygulamalarıyla toplumun adalet duygusunu zedeleyen ve hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Kıbrıs’ın mahkûm edilmesine yol açan amirleriyle hesaplaşmalıdır. Savcılığın “ikizini” yük altında bırakan çıkar çatışması ise odadaki fil gibidir; zira her ikisi de –altın pasaportlar, siyah minibüs, Kooperatif Bankası, Vasiliko ve daha nice – skandalı cezasız kalan bir hükümette bakan olarak görev yapmıştır.
AKEL Başsavcı ile Başsavcı Yardımcısının çoktan istifa etmiş olmaları gerektiğini vurgulamaktadır.