Hukuk dışı devletin ilanının yıldönümünde yapılan kınama etkinliğinde AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun konuşması
Hukuk dışı devletin ilanını kınamak için bu yıl da yine Orfeas barikatındayız. On yıllardır gerçekleştirilen bu etkinlik Partimizin, işgalin sona ermesi ve vatanımızın yeniden birleşmesi mücadelesinde derin kökleri olan sürekli ve ısrarlı inisiyatiflerinin ayrılmaz bir parçasıdır.
İşgal karşıtı etkinliklerimizde her zaman iki temel unsur vardır:
Birincisi, Türkiye’nin Kıbrıs’a ve halkımıza karşı hukuka aykırı eylemlerinin kınanmasıdır. Çünkü Kıbrıs sorunu her şeyden önce bir istila ve işgal sorunudur ve AKEL bunu ısrarla vurgulamaktadır.
İkincisi de çözüme olan ihtiyacı vurgulamaktır. Çünkü sadece sorundan söz edip, çözüm yolu hakkında konuşmamanın bir anlamı yoktur.
Uluslararası toplumun temsilcileriyle görüştüğümüzde bize her zaman sordukları ilk soru şudur: Hangi çözüme ulaşmak istiyorsunuz ve bu çözüme nasıl ulaşacaksınız? Dolayısıyla en anlamlı işgal karşıtı gösteriler, işgali kınamanın yanı sıra çözüm hedefine bağlılığı da teyit eden gösterilerdir.
İşgalin 1974’te Türkiye’nin istilasının sonucu olduğunu herkes biliyor. Ancak, çok azı Türkiye’nin Kıbrıs’a ayak basabilmesinin, Atina cuntası ve Grivas’ın EOKA-B’si tarafından yapılan hain darbenin ardından gerçekleştiğini ve bu darbenin işgalci gücün istilasına yol açıp kolaylaştırdığını hatırlamakta ve hatırlatmaktadır. Biz herkese hatırlatıyoruz: adanın bölünmesi NATO planlarının ürünüdür. Ve bu yüzden tekrarlıyoruz: Çözümün yolu Kıbrıs’ın NATO’ya üye olmasından geçemez. AKEL böyle bir ihtimali asla kabul etmeyecektir.
Herkes çözümden söz ediyor. Ancak çok azı hangi çözümü arzuladığımız konusunda net bir şekilde görüşünü ortaya koyuyor. AKEL, çözümün siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu, bir federasyondan başka bir şey olamayacağını tutarlı bir şekilde dile getiren güçtür. Bu üzerinde anlaşmaya varılmış olup uluslararası alanda tanınan ve gerçekçi çözüm zemindir.
Değerli yurttaşlar,
Hukuk dışı devletin yasadışı ilanının acı yıldönümü statükonun sabit olmadığını, her geçen gün daha da kötüleşen bir durum olduğunu hepimize hatırlatmaktadır. Çözüme ulaşmadan zamanın geçmesi bölünmüşlüğü pekiştirmekte, sorunları derinleştirmekte ve çocuklarımızın geleceğini inşa etme olanaklarını ortadan kaldırmaktadır.
Kıbrıs sorununun çözümü ekonomi, enerji, su ve iklim krizi açısından yeni perspektifler yaratabilir. Devam etmekte olan işgalin tehlikelerini hafife almak ne kadar yanlış ise çözüm ve yeniden birleşmenin yaratacağı olanakları hafife almak da o kadar yanlıştır.
AKEL, çözümle neyi hedeflediğimizi ve çözüme nasıl ulaşabileceğimizi tutarlı ve net bir şekilde belirtiyor:
- Hedefimiz işgalin sona ermesi, defakto bölünmenin ortadan kalkması, ülkemizin ve halkımızın yeniden birleşmesidir.
- Hedefimiz Kıbrıslıların tümünün insan haklarının ve temel özgürlüklerinin yeniden tesis edilmesidir.
- Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, içeriği konusunda zaten anlaşmaya varılmış olup yakınlaşmalarda yer alan siyasi eşitlik çerçevesinde Kıbrıslırumların ve Kıbrıslıtürklerin birlikte yönetecekleri ve tek egemenliği, tek vatandaşlığa, tek uluslararası kimliğe sahip federal, iki bölgeli, iki toplumlu bir devlete dönüşmesini istiyoruz.
- Modern bir devleti ve müreffeh bir toplumu destekleyebilecek işlevsel ve sürdürülebilir bir çözüm için mücadele ediyoruz.
Bu hedeflere iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü zemininde ve çerçevesinde ulaşılabilir. Ve daha doğrusunu söylemek gerekirse, bu hedeflere ulaşma yolunda büyük mesafe kat ettik. İşte bu nedenle, Kıbrıstürk toplumuyla birlikte uzun yıllar süren ısrarlı müzakereler sonucunda oluşturulan müzakere müktesebatının korunması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Çabaların tamamlanması ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için gerekli koşulları yaratmak için buna yatırım yapmalıyız. Zaten bu, BM Genel Sekreteri Sayın Guterres’in de defalarca açıkça dile getirdiği görüştür.
Sayın Guterres müzakere müktesebatı korunarak müzakerelerin 2017 yılında Crans Montana’da kesintiye uğradığı yerden devam etmesi gerektiğini belirtiyor. Müzakerelerin Guterres Çerçevesi temelinde yürütülmesini ve beklemede olan konulara odaklanılmasını öneriyor.
Sayın Guterres’in bu girişimine Kıbrısrum tarafı belirsizliklerden, çelişkilerden ve laf kalabalığından uzak durarak, somut görüşler, inisiyatifler ve eylemlerle olumlu karşılık vermelidir.
Gelişmelerin bir adım önünde olmak veya daha da kötüsü gelişmelerin gerisinde kalmamak için bu doğrultuda uygun ve kapsamlı ön hazırlığın yapılması gerekmektedir. Kıbrıs sorununda hareketliliğin önümüzdeki dönemde daha da artması bekleniyor. BM Genel Sekreteri bu kez müzakerelerin yeniden başlatılmasına odaklanacak yeni bir gayrı resmi genişletilmiş toplantı düzenleme niyetinde olduğunu açıkça belirtti. Çıkmaza son verilmesi ve müzakerelerin kesintiye uğradığı yerden yeniden başlatılması için Kıbrısrum tarafının her fırsatı ve her teşviki değerlendirmeyi hedefleyen somut bir planı bu toplantıda sunmaya hazır olması gerekiyor.
Değerli arkadaşlar,
Kıbrıs sorunundaki gelişmelerle karşı karşıya olduğumuz her seferinde, Türkiye’nin iki devletli çözümden yana olan kabul edilemez ve reddedilmesi gereken tutumuyla, sürecin ne kadar devam edebileceği konusunda içeride bir tartışma başlıyor. Yaşanan gelişmelerle yine başlayan tartışma Sayın Erhürman’ın nasıl hareket edeceği sorusunu da artık içermektedir. Kimileri her türlü perspektifi ve umudu öldürmeye çalışarak, Kıbrıslıtürk liderlerin tümünün aynı olduğu şeklindeki yanlış görüşü yeniden gündeme getirdiler.
Kimileri ise iyi niyetle ve gerçek bir kaygıyla, acaba bu sefer başarabilecek miyiz diye soruyorlar. Ancak bir de iki bölgeli iki toplumu federasyon çözümüne ulaşılmayı başarmamızdan sürekli olarak endişe edenler var. Nihayet çıkmazın aşılarak ve müzakerelerin kesintiye uğradığı yerden müzakerelere devam edilmesinin gerçekleşmesinden bile endişe duyuyorlar. Bu görüşe sahip olma hakları var, ama kendilerinden farklı bir görüşe sahip olanları Türkiye’nin görüşlerini desteklemekle suçlama hakları yok. Yaptıkları şey utanç verici ve seviyesizdir; tek kanıtladıkları şey de içi boş bir görüşlere sahip olduklarıdır.
Ancak her şeyi reddedip, yanılsamalar yaratarak genellikle zemini olmayan seçenekler önerenler şuna cevap versinler: Bugüne kadar üzerinde anlaşmaya vardığımız her şey silinirse ne olacak? Cevap basit ve kolaydır: Sadece adadaki bölünme geriye kalacaktır.
Bu tür anlayışlar dar görüşlü ve tehlikeli olup ülkemizin geleceğini sonsuza dek ipotek altına almaktadır. AKEL bu tür anlayışların karşısındadır ve karşısında olmaya devam edecektir. Bunları söylerken, Türkiye’nin hukuka aykırı ve kabul edilemez tutumlarını da AKEL’in affetmediğini bir kez daha belirtmek isterim. Ancak herkes yaptıklarıyla değerlendirilir. Bu nedenle, çıkmazın aşılması ve müzakerelerin yeniden başlatılması için somut, tutarlı ve yoğun bir şekilde çaba ortaya koymalıyız. Kimin ne istediği müzakere masasında ortaya çıkacaktır. İşte orada her tarafın niyeti görülecektir. Türkiye’nin iki devletli çözümde ısrar etmeye devam edip etmeyeceği ya da iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümüne geri mi döneceği konusunda tutumu ve niyeti ancak sahada test edilebilir. Gerçeğin ölçütü fiiliyattır. Hareketlilik gelişmelere yol açar. Atalet ve inisiyatif eksikliği ise çıkmazı sürdürür ve çıkmaz da bölünmeyi besler.
AKEL olarak çözüm dinamizmi yaratabilecek her türlü inisiyatifi desteklemeye hazır olduğumuzu beyan ediyoruz. Bunu geçmişte yaptık, şimdi de yapacağız. Çünkü bizim için çözüm ve yeniden birleşme tarihimizin kendisidir. Bu bizim hayat vizyonumuzdur. Kıbrıslırumların, Kıbrıslıtürklerin, Maronitlerin, Ermenilerin ve Latinlerin barış ve güven içinde birlikte yaşayacakları, geleceklerini birlikte inşa edecekleri bir Kıbrıs’ta yaşamak istiyoruz.
AKEL olarak, hem arzuladığımız çözümün içeriği, yani iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümü hakkında, hem de bu çözümün ülkemizde yaratacağı perspektifler ve olanaklar hakkında toplumu bilgilendirmeye devam edeceğiz. Bilginin korkuları ve önyargıları ortadan kaldırdığına ve toplumumuzun geçmişten ders çıkarmasına yardımcı olduğuna inanıyoruz. Geçmişin trajedilerine takılıp kalmayarak, bakışımızı geleceğe yöneltip akılcı hareket ederek ilerleyebiliriz.
Kıbrıstürk toplumuyla güven ve ortak mücadele ilişkileri kurmaya devam edeceğiz. Kıbrıslıtürkler çözüm ve yeniden birleşme mücadelesinde doğal müttefikimizdir. Yakın zamanda oylarıyla, çoğunluğun federasyondan yana olduğunu bir kez daha kanıtladılar. Çoğunluğun çözüm istediğini çünkü Türkiye’nin yakıcı nefesini ensesinde hissederek yaşamak istemediğini yeniden gösterdiler.
Sayın Guterres’in de dediği gibi, çözüme ulaşmaya yalnızca bir mil mesafedeyiz. Yeter ki kaldığımız yerden devam edelim. Yeter ki sorunlara takılıp kalmayalım, çözümlere bakalım.
Değerli yurttaşlar,
Kıbrıs ve halkı daha iyi günleri hak ediyor. Yaraları sarmayı; işgalin dikenli tellerini ortadan kaldırmayı; kalıcı barış, güvenlik, ilerleme ve refah koşullarında geleceğini inşa etmeyi başaran bir ülkeyi; barış, iş birliği ve yaratıcılık köprüsü olacak bir ülkeyi; özgür, yeniden birleşmiş, bağımsız, egemen bir vatanı hak ediyor.
İşte hak ettiğimiz Kıbrıs budur!
İşte uğrunda mücadele ettiğimiz Kıbrıs budur!